İmam-ı Azam (R A) efendimizin babası Sabit hazretleri delikanlılık çağında, henüz gençliğinin baharındayken, bir akarsu kenarında abdest alır. 

Abdestini bitirir, dualarını okur, hem kurulanır, hem de suyun akışını seyrederken, bir bakar ki, kırmızı-beyaz renkli bir elma suyun üzerinden yüzerek geliyor. 

Akıntının etkisiyle döne döne gelen elmanın güzelliği Sabit hazretlerini cezp eder. “Acaba yesem mi, yemesem mi” diye bir an tereddüde düşer, ama sonunda dayanamayıp elmayı alır ve ısırır.      

Elmanın suyu dişlerine dokununca, birdenbire kendini toparlar:

“Ben ne yaptım! Bu elmanın elbette ki bir sahibi var. Benim olmayan bir şeyi nasıl olur da sahibinden izinsiz ısırırım” diye düşünür durur…

Bir anlık gafletinden uyanır ve suyun akıp geldiği tarafa doğru yürümeye başlar. Biraz yürüdükten sonra, suya doğru uzanmış dalları, elmayla dolu ağaçları görür.

Elindeki ısırdığı elmanın rengine bakar, daldaki elmalarla aynı olduğunun kanısına varır.

“Isırdığım elma bu bahçedendir” diyerek, bahçe sahibini arar bulur. Helallik dilemek üzere; “Efendim! Bu elma sizin ağaçlardan düşmüş olacak. Şu akan dereden abdest aldım, bu elmayı su alıp yürüyordu. Ben de bir anlık gafletle elmayı suyun yüzünden alıp ısırdım.

Fakat hemen kendime geldim, gafletimi hatırladım. Elmanın sahibi var, bulup helallik dileyeyim ve yahut elmanın bedelini (ücretini) vereyim düşüncesiyle size geldim  

Şimdi sizden rica ediyorum, ya elmanızın bedelini vereyim veya bu gafletimden dolayı sizden izin almadan yaptığım bu hatamı bağışlayın ve hakkınızı helal edin” diyerek yalvarır. 

Bahçe sahibi:

“Hayır, helal etmem! Niçin elmamı benden izinsiz ısırırsınız?

  Üç sene bana hizmet edeceksiniz; benimle birlikte çalışacaksınız, sonra bir düşünürüz  Helal etme çaresi budur” der.

İmam-ı Azam’ın babası Hz  Sabit (R A) “Peki” der…

Bir anlık gafletle düşünmeden ısırması yüzünden tek kelimeyle bir elma suyuna, üç sene hizmet edecek! Ama başka çıkar yolu yok. Bir kere olan olmuştu:

Elmanın suyu dişinin dibine gitmişti. Bunun helal edilmesi lazımdı. Helallik ancak mal sahibi tarafından verilebilirdi  Bu da şartlı olacaktı  Üç sene hizmet edecek  Sonra mal sahibi yine düşünecekti

Sabit hazretleri üç sene bu bahçede çalıştı. Son günleri iple çeker oldu; “Şu üç sene dolsa da helalleşip bir evime dönsem” diye söylenip durmaktaydı…

Üç sene dolup son günü gelince, bahçe sahibine gidip, “Efendim bugün son günümdür, üç sene doldu. Hakkınızı helal edin de gideyim” der.

Bahçe sahibi:

“Hakkımı bir şartla helal ederim! ‘Üç sene sonra bir düşünürüz’ demiştim. Şimdi düşündüm, bir şartım daha var; onu da yaparsan hakkımı helal ederim: 

Benim bir kızım var; gözleri görmez, kulakları işitmez, elleri tutmaz, ayakları yok, yürüyemez. Bu kızımla evlenirseniz, ancak o zaman helal ederim, yoksa etmem!” dedi.

Sabit hazretleri, “Peki) der  Düğün hazırlıkları yapılır, ziyafetler verilir, nikâh kıyılıp damat gerdeğe girer  

Bir de görür ki, sapasağlam bir gelin. “Olamaz!” der  “Bunda bir yanlışlık olacak  Birisi bir hile yapmış olacak  Bir yanlışlık var” diyerek hemen kayınpederine koşar.

“Aman efendim! Siz bana, gözsüz, kulaksız, dilsiz, ayaksız bir kızım var demiştiniz  Hâlbuki sapa sağlam, dünya güzeli bir gelinle karşılaştım” der  

Kızın babası:

“Bak evlat, iyi dinle! Benim kızım harama bakmaz, onun için gözü yok; haram olan şeyleri, kötülükleri dinlemez, kulağı yok, elini haram şeylere uzatmaz, eli yok, haram olan yerlere gitmez, yürümez, ayağı yoktur. 

Bütün bunları mecazi manada söyledim. Ben kızıma senin gibi bir iman ehli arıyordum ki, kalbinde Allah (C C) korkusu olsun, kendini haramlardan korusun  

Allah’ın yasak ettiği şeylerden kendini muhafaza etsin, kızıma ve ondan olacak torunlarıma haram yedirmesin.

Hak hukuk gözetir bir iman-ı kâmil sahibi, senin gibi damat arıyordum  Allah’ım seni bana gönderdi  

Sen bir diş elma suyunun helalliğini dileyince, senin cevher dolu, vicdanlı bir kimse olduğunu anlamıştım  

Fakat seni imtihan etmem lazımdı  Üç sene gibi uzun bir müddet imtihan ettim  Senin her halini, hareketini iyiden iyiye gözetledim; bütün aradığım vasıflar sende mevcut  

Onun için ciğer-pare yavrumu, biricik kızımı sana emanet ettim  Güle güle bir yastıkta kocayasınız” dedi

İşte İmam-ı Azam efendimiz (R A) böyle bir anadan babadan meydana geldi  

İmam-ı Azam (R A) çocuk iken, üç günde Kur’an-ı Kerim’i hatmetti ve koşa koşa eve geldi  

Annesine, “Anneciğim! Bugün Kur’an-ı Kerim’i hatmettim” dedi “Üç günde Kur’an-ı Mübin’i bitirdim” diyerek annesinin boynuna sarıldı  

Annesi, “Oğlum! Eğer baban, o elmayı izinsiz ısırmasaydı, sen Kur’an-ı Kerim’i bir günde hatmedecektin” dedi

İmam-ı Azam efendimizin babası Sabit hazretleri, suda akan bir elmayı alıp bir diş ısırdı diye, helallik için tam üç yıl elma sahibine hizmet ettiyse, vay günümüz haramzadelerin haline…

Öyle ya; “Sakın ola ki, karşıma kul hakkıyla çıkmayasınız, ben kendi hakkımı helal ederim ama kul hakkına karışmam” diyor Cenab-ı Allah.

Madem öyle Ruz-u Mahşeri düşünenler elbet bir elma ısırmanın her türlü bedeline katlanırlar. Fakat Mahşer alemini umursamayanlar için her şey tozpembe görünür…      

O nedenledir ki, toplumun kahir ekseriyeti helal-haram nedir bilemez olmuş. “Tez elden köşeyi döneyim de paranın nereden geldiği önemli değil” diyen nice insanlar bilirim…

Harun libasına bürünerek, bir yerlere geldikten sonra Karunlaşan nice seçilmişler bilirim…

Ayetlerle, hadislerle toplumun duygularına hitap ederek bir yerlere gelen, köşeyi döndükten sonra dinini diyanetini parayla satan nice bukalemun kılıklılar bilirim…

Gücünün dışında olması hasebiyle yiyemediği için “tüyü bitmemiş yetimlerin hakkı var” edebiyatıyla şirin görünen, zira icraatın başına geçtikten sonra deveyi bile havuduyla birlikte götüren nicelerini bilirim…

Günde beş vakit başını secdeye değdirdiği halde, kendi çalışanlarını sömüren nice işverenler bilirim…

Din bezirgânlığı yaparak topluma şirin görünmesine rağmen, nafakasını temin ettiği işyerinde haksız kazanç elde eden nicelerini bilirim…

İslam kisvesine bürünmekle, dindarlık edebiyatı yapmakla beraber faizin, haramın ve her türlü olumsuzluğun odağında bulunan nicelerini bilirim…

Elma ısırmanın üç yıl bedeli varsa, ya deveyi havuduyla birlikte götürmenin bedeli ne kadardır? İşte burada bağdaş kurup düşünmek lazım.

Üstadın ifadesiyle, “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az”

Selam sevgi ve gönül dolusu muhabbetlerimle…