Ülkeyi batıracak maaş hangisidir diye bir soru yöneltsem, “el cevap: milletvekili maaşı” deyip, “buldum! buldum!” diye bağırmanıza gerek yok. Bilemediniz, sıfır verdim.
Daha az bir maaştan bahsediyorum…
Azıcık, ufacık, tefecik bir maaş…
Azami değil, asgari…
Yani şimdilik
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e de bu soru sorulmuş…
“Asgari ücrete yapılacak zam ülkeyi batırır mı?” diye “gıcık” bir soru yöneltmişler…
Bakanımız da Yunanistan’ı baz alarak hesap etmiş, kitap etmiş, ölçmüş, tartmış, biçmiş…
Ve sonunda kararını vermiş…
Hani şu 658 lira civarında olan bir maaş var ya, hani insanları iliğine kadar sömürdükleri, günde 8 saat değil, neredeyse 18 saat çalıştırdıkları, karşılığında da, vekillerin çerez parasını reva gördükleri maaş…
Hani sendikasız, güvencesiz taşeron işçileri…
Müteahhit elemanları…
Bu insanların maaşı bin lira olursa ülke batar mı diye sayın bakana bir soru yöneltilmiş…
Bakanımız da, demin söylediğim ölçme ve biçmeyi yaptıktan sonra kararını vermiş; ülke batmaz amma velâkin firmalar batar…
Peki bu firmalar nerede, ne iş yapar, kimle çalışır?
Bakana göre, asgari ücret ödeyen, sadece firmalar…
Devlette asgari ücret alan bir tek kişi bile yok demiş ve sonra da (bildiğim kadarıyla) diyerek herhangi bir yanlışlığa meydan vermek istememiş…
Merak ediyorum, Bakan Şimşek, torpille bakanlık yapacak birisi değil…
Alanında uzman…
İyi bir hesap adamı…
İşini iyi yapanlardan anlayacağınız…
Peki bu asgari gaf ne oluyor?
Türkiye’de asgari ücret ödeyenler, genel olarak firmalardır, işletmelerdir, küçük ticarethanelerdir…
Bu doğru…
Ama doğru olan bir başka “azami” kesim daha var…
Devlet, “istihdam etmemek” için “hizmet satın alarak” işi ihale ettiği işler var…
Biz bunlara kısaca “taşeron işçisi” diyoruz…
Ya da “müteahhit elemanı” belki de “firma personeli” ya da başka şey…
Adının çok da önemi yok, çalıştığı yerin önemi ise var…
Bu insanlar devlete ait kurumlarda, devlete ait iş yapıyorlar…
Hastanelerde, okullarda, üniversitelerde, kamu kurumlarında…
Bazen güvenlikçi, bazen temizlikçi, bazen aşçı, bazen sağlık personeli…
Kimi yerde memur, kimi yerde işçi, kimi yerde yardımcı…
Ama hepsi kamuya ait kurumlarda, kamuya ait iş yapıyor…
Ama sendikaları yok…
Sosyal güvenceleri var ama iş güvenceleri yok…
“İki patronlu” olan bu çalışanların birinci patronu kamu kurumunun amiri, ikinci patronuysa müteahhit…
İkisinden birisinin dudağından çıkacak bir güvenceye sahipler…
“Aldım” deyince alınan, “kovdum” deyince kovulan insanlar…
İşin yükünü çekip, en azının reva görüldüğü kişiler…
Bilmiyorsanız söyleyeyim…
Kamu kurumları dâhil, neredeyse bütün asgari ücret çalışanları 12 saatten az çalışmazlar…
Şanslı olanlar “8 saat” mesaisi olanlardır…
Fazla çalışma ücreti ödenmez ama fazla çalıştırılır…
Hafta sonları bile çalışmaları, amirin “gel” demesiyle sınırlıdır…
Sıkıysa gelmesin…
Ya gelecek, bahası hayrına çalışacak, ya da işsiz bir şekilde eve dönecek…
Sırf ülkeyi batırmamak için de “fazla maaş” istemez, istese de ödenmez…
Firmalar batırılmasın diye de verilene razı olur…
Bir şey daha var…
Bakanın bilmediği…
Hani işçilerin maaşları bankalara yatırılıyor ya…
O ATM kartları işçilerde değil, patronlardadır…
Çok büyük para olan “asgari ücret”i birkaç kişiye pay etmek için…
Anlayacağınız, bu ülkeyi batırsa batırsa, asgari ücretlinin maaşına yapılacak zam batırır…
İyisi mi, siz ne zam yapın, ne ülke batsın, ne firmalar…
Batarsa onurumuz batsın, ne çıkar?
Twitimden seçmeler
Adam olmakla ilgili ciddi sorunu bulunanlar, hep birilerinin adamı olarak bir yerlere gelme çabasında olurlar.