Bundan yıllar önceydi…
İçinde Süpürge yüklü kamyonet gelip, Guttik Hallo’nun kahvesinin karşısında sağa çekerek durdu. Kasada süpürgelerin üzerinde oturan satıcı “Haydi Süpürgeee” diye bağırmaya başladı.
Bunu duyan ahali ve kahvedeki malayani zevzekliklerden sıkılan kalabalık, kamyonetin etrafına doluşmaya başladı. Aslında süpürge alacaklarından falan değil, bu satış sürecini monotonluktan kurtulma vesilesi yaparak oyalanmak istemişlerdi.
Bu arada bir adam yukarıdan beri kamyonete doğru bir ayağında “Gislaved”, diğerinde “Ermenek” marka lastik ayakkabıları, belinde folklorik olarak sarılan “melefe”si, kuşak yerine kullanılan “samma”sı (kalın ip), aksesuar olarak kullandığı boynunda atılı havlusu ile “sumo güreşçileri” gibi kamyonete yaklaştı.
Satıcıya: “Bunlar nerenin malı?” diye “endemik” tespite yönelik bir soruyla başlayıp, süpürgelerin bölge ve orijinini belirlemeye çalıştı.
İpleri çözülerek bendekleri bozulmuş olan süpürgeleri görmezden gelip doğruca bağları çözülmemiş toplardan birinin ortasında hızla bir süpürge çekti. Eline alır almaz bunu dağınık süpürgelerin üzerine atarak, yeni bir tane çekti.
Eline alıp şöyle bir havada sallayarak “ele yatkınlığını” kontrol etti. Eeehhh!.. Fena sayılmazdı ama bunu başka süpürgelerle kıyaslamadan asla olmazdı.
Bir başka topta bir süpürge daha çekti. Her birini bir eline alıp önce birbirine hızlıca çarparak darbelere karşı dirençlerini ölçtü, sonra ikisini birden eşgüdümlü olarak havada ileri-geri, hızlı-hızlı sallayarak “kinetik” bakımından moment etkisini kıyasladı, bu kıyaslama sonucu bir tanesini koltuğunun altına, diğerini ise ele alarak kalite kontrollerine başladı.
Önce süpürgenin dikişlerini teker-teker tutup bunları “pıt-pıt” çekerek dikişlerin sıklığını ve sağlamlığını denedi, devamında güneşe doğru tutup kendisine siper ettiği süpürgenin arkasında güneşe doğru bakarak güneş ışıklarının aralardaki geçirgenliğini test etti.
Süpürgenin yayvan olan uç tarafını başparmağı ile işaret parmağı arasında maşa gibi tutarak “Hıjjjşttttt” diye öbür uca kadar sıyırarak süpürge uçlarının esnekliğini ölçtü.
Yapılması gereken daha bir sürü test ve deneylerin kaldığını düşünmüş olacak ki; standart kontrollerine ara vermeden devem etti.
Süpürgenin sapında tutup yere değdirmeden süpürgeyle süpürüyormuş gibi boşlukta manevra yapıp, “İmitasyon” yöntemiyle performansını inceledi, farklı ortam ve koşullarda aktif olarak kullanabilirliğini denedi.
Koltuğunun altındaki süpürgeyi bir eline, kontrolden geçirdiği süpürgeyi diğer eline alıp, terazi darası haline getirdiği havaya bakan avuçlarının üzerine süpürgeleri alıp, karşılıklı olarak hafifçe esneterek terazi esnekliğiyle ağırlıklarını karşılaştırdı.
Süpürgeleri elden ele değiştirerek farklı ellerde süpürge kullanımını “korelasyon” ilişki bazında irdeledi, bunu takiben her iki süpürgeyi sapından “dikkat komutu verilmiş askerin silah tutuşu” gibi aynı hizada kımıldatmaksınız tutarak, formatlarını karşılaştırıp “ergonomik” yapılarını inceledi.
Satıcı aptallaşmış bir vaziyette bu müşteriyi bütün dikkatiyle izliyor, satışı bırakmış bu sürecin sonucunu merak eder olmuştu.
Satıcının deprese olmuş psikolojisi adamın umurunda bile değildi. Koltuk altında yedek olarak beklettiği diğer süpürgeyi de aynı “kalite kontrollerinden” geçirdikten sonra nihayet birisini almaya karar verdi.
Adam süpürgenin fiyatını sordu ve hemen arkasında “eğer anlaşabilirsek bi süpürge alacam” diye devam etti.
Satıcı bir fiyat söyledi.
Fiyatı beğenmeyen adam; “Sen beni salak mı sandın?” türünde amorf bir suratla satıcıya bakarak bir eliyle süpürgenin sapını, diğer eliyle süpürgenin alt tarafını avuçlarıyla kartal pençesi gibi kavrayıp uçlara doğru “vaJJJJJt” diye sıyırdı. Avucuna dolan süpürge tohumlarını satıcıya göstererek “bu süpürgelerin hepsi tohum usta” dedi.
Aptallaşmaktan şapşallaşma aşamasına gelen satıcı ağlamaklı bir ses tonu ile “Sana hediyem olsun amca… gurbanım sana ne olur yeter…” dedi.
Adam : Yok olmaz!.. “Allah’a şükür süpürge alacak paramız var” dedi.
Satıcı : “Vallahi, Billahi gönüllü veriyorum” dedi.
Adam: “Bostan suvarmaya gidecem, işim var diye acele ediyom, yoksa pazarlık ederdim” dedi. Süpürge ücreti olarak şalvarın cebinde çıkarttığı bozuk paraları eksik olmasına aldırmadan satıcının avucuna bıraktı.
TSE (Türk Standartları Enstitüsü) ile €E (Avrupa Normlarına uygunluk) standartlarının öngördüğü ve öngörebileceği bütün denemelerden, sınamalardan, incelemelerden, testlerden, deneylerden uygundur onayı alabilecek kadar kalite kontrollerinden geçen süpürgeyi alarak eve doğru yöneldi.
“Süpürge deyip geçilemeyeceğini”, bunun bir “uzman titizliği” gerektirdiğini oradakilere bizzat kanıtlamış oluyordu.
Kendisiyle karşılaşıp “süpürge mi aldın?” diye soran komşusuna; “Bizim avrat ahır-mahır süpürmeye süpürge istemişti” dedi.
Satıcı kahveye çay içmeye giden şoförünü alelacele çağırarak, ”burada hemen gidiyoruz” dedi. Şoförün “niçin? daha yeni geldik!” demesine fırsat vermeden kafasıyla işaret ederek “şu adam var ya şu adam; ağzıma sı.tı” dedi.
Adam ise elinde süpürge eve doğru giderken süpürge seçimi esnasında kalite kontrollerinde unuttuğu(!), sonradan aklına gelen “süpürgenin boyunu” ise, yolda süpürgeyi karışlayarak kontrollerini tamamlamaya çalışıyordu.