Özledim…

 

İnsan bazen geçmişini özlüyor. Birlikte oldukları, birlikte yaşadıkları insanları özlüyor. Bunların tutum ve davranışlarını, eylemlerini, söylemlerini…

 

Çocukluktan bu günlere kadar acı tatlı anıları, unutamayacağı olayları, sataşmaları, dalaşmaları, küskünlükleri, sevinçleri.

Hani “nostalji” dedikleri işte… 

                       

Bazen insan geçmişe dalıyor ve o yaşananlar insanın belleğinde resmigeçit halinde tatlı-tatlı geçiyorlar.

Bunlar bir insan ömrü süresince tabiî ki çok fazladır. Ama insan en çok etkilendiği ve birlikte olduğu arkadaşlarını hatırlıyor.

Böyle anılarımı dolduran bu imgeler ile arkadaş ve dostluklara ilişkin özlemlerimi sıralamak istedim.

 

Mesela…

 

* Azo dayının oğlu Yakup’un gözlerini kırpıştırarak sinirlendiği kahveciye “bize derisi nezzik olmayan yükümüzü kaldıracak kahveciler lazım” deyişini;

 

* Ağanın oğlu Yusuf’un, Mustafa Torun’un deyimiyle “karşıdan gelirken ‘Nununu Çiçeği’ gibi, yaklaştığı zaman ‘Çakır Tikeni’ gibi oluyor” dediği, o yıllarca giydiği elde dokuma yeşil kazağını;

 

* Ziya Çerçi’nin art niyetsiz samimi dalaşmalarına, kendisine kızıp kerhen oğlum diye hitap ettiğimde “peki baba” diyerek bir anda beni mahcup edip hezimete uğratmasını;

 

* Çocukluktan beri ortak diye hitap edegeldiğimiz Abdurrahman Özkan’ın olayları ve gelişmeleri milli-manevi değerlere endeksleyerek yorumlamasını, tavrını ve gardını buna göre alarak, dik ve onurlu durmasını;

 

* Keşke fenerli olmasaydı dediğim ve birlikte büyüdüğümüz Resul Özcan’ın beraberliğimize asla ihanet etmeyen ve zarar vermeyi düşünmeyen samimi dostluğunu;

 

* Eylemi ve söylemini düşünerek ve bilinçli yapan, bunun sorumluğunu alan, genelde kontrollü bir yaşamı olan ve dostluğundan şüphe edilmeyen H.Ali Özel’in insanlarla olan ilişkilerini stratejik bir plan çerçevesinde yürütmesini;

 

* Yunus Demirel’in her olaya mantıklı yaklaşımını, ilişkilerde üzerine düşen görevi yapmasını, tavır ve davranışlarıyla olgun kişilik sergilemesini;

 

* Resul Uysal’ın sohbetlerini, fıkralarını, kadirşinas ve vefalı olmasını, dost bildiklerini unutmamak için gayret etmesini bunun için her olayı bir espriye bağlamasını;

 

* Erkan Demirel’in İngilizce deyimle “cool” (oturaklı kişilik) yapısını tamamlayan, farkı fark edebilen inceliklerini ve estetik zevk anlayışını;

 

* Alican’ı, Ali Yaşar’ı güldüğü zaman insanda stres ve hüzün bırakmayan, öfkelendiği zaman gözleri çakmak-çakmak olan, her tavrında milli bir duruş ve sağlam bir karakter sergileyen, gururumuz olmaya çaba harcayan azmi ve sevdiklerine adanmışlığını;

 

* Mustafa Demirel’in yakında tanıdığı insanların davranışlarını acayip gözlemleme ve tasvir yeteneğini, bunu yaşanmış veya yaşanacak olaylarla ilişkilendirip bundan bir sonuç çıkararak güldürmeye yönelik çabasını; 

 

* Sevgili dostum, arkadaşım, sırdaşım Hüseyin Özel’i… Özlediğim çok şey var, çok şeyler var… ama en çok sohbet esnasında “vallah deee” şeklindeki onaylatma hitabını,

 

* Sevgili kuzenim olmasının ötesinde her şeyine kefil olabileceğim, adam gibi adam olan ve bunu her fırsatta kanıtlayan  “makul” düşünme becerisini;

 

 * Musatafa Torun, namı diğer “Mıstık”ın insanları taklit yeteneğini, canını sıkan ve asabını bozan kişi ve olaylara anında tepki vererek tavrını ortaya koymasını, içinde zerre kadar ukde bırakmayarak kendi-kendini terapi yöntemini;

 

* Bahzat Demirel’in radikal çıkışlarını, Efraim Bozkurt’un ulusalcı duruşunu,  Erol Mete’nin özgün kişiliğini, H.Ali Yağız’ın analitik yaklaşımını, Turan Ertürk’ün sevdiklerine sataşmak için gerekçe bulma becerisini, Kemal Ertürk’ün her duasının sonunda  “Allah’ım bir çuval altın ver, onu taşıyacak hamal parasını da unutma”  şeklindeki mütevazi(!?) niyazını;

 

* Doğankaya, bilinen diğer adıyla Şendikçi’de yaşayan insanların yaşama ait olayları ve gelişmeleri yorumlama biçimlerini, örnekleme metotlarını, gün görmemiş laflarını, benzetme ve değerlendirme analizlerini özledim.

 

Evet özledim… Bunlar ve bunlara benzer isimlerini burada sayamadığım şahıslarla olan sayısız birliktelikleri özledim. Bazılarıyla hala birlikte olmamıza rağmen özledim.

 

Ve bu özlemlerin öylece sürüp gidiyor olması, şimdilik ne beni, ne de belleğimdeki işgal ettiği yerleri rahatsız ediyor. Esas önemli olan da bu değil mi?