Taksim Gezi Parkı olaylarını çığırından çıkaranların, yeşili koruma derdinde olanlar veya demokratik taleplerini iletenler olmadığını artık biliyoruz. Geziyi bahane ederek, hükümeti devirme planları yapanları bir kenara iterek, “yaşam tarzı” meselesine farklı açıdan yaklaşmak istiyorum.
Bizim insanımızın doğasında var; herkesin yaptığını kendi inancıyla değerlendirmesidir. Bu, yasaklar, serbestlikler, ahlaki davranışlar olarak değerlendirmek mümkün.
Mesela hayatında içki içmeyen ve içkiyi “haram bilen” birisi olarak, içkiyle ilgili alınacak tedbir ve düzenlemelere kendi açımızdan bakmak kadar doğalı olamaz.
Ama olmamalı…
Olması gereken, neyle ilgili düzenleme yapılıyorsa, konuyla alakalı olanların etkileneceğini, onlardan biriymiş gibi gözlemleyip, hassasiyetleri gözetmektir.
İsterseniz olaya önce kendi yaşam tarzımızdan bakalım.
Sonra bir empati yapma şansını elde edebiliriz…
***
Yıllarca inancımıza hakaret edildi.
Sakalımıza karışıldı, namazımız engellendi.
Kur’an-ı Kerim’i okutmadılar, okuttuklarında da nasıl okuyacağımıza, yaşımızın uygun olup olmadığına karar verdiler.
Bacılarımız, eşlerimiz, annelerimiz kendi özgür iradesiyle giyinemedi.
Başına örtü taktı suç oldu, örtüyü gizleyecek peruk taktı suç oldu.
İkna edilecek insan” olarak gördüler yıllar yılı.
İktidar olmamızı kabullenmediler.
Koalisyon olsak bile nasıl alaşağı edileceğini öğrettiler.
28 Şubat, bunun en çarpıcı örneği oldu inanan kesim için…
Namaz kıldı diye görevinden olanlar, eşi başörtülü diye terfi edemeyenler, kapı önüne konanlar.
Kazandığı yarışmanın ödülünü almanın gururunu yaşayamayan kızlarımız oldu.
Okuduğu kitap yüzünden zindanlarda çürüyenlerimiz vardı.
Yazdığı yazı nedeniyle bir ömür çile dolduranlar…
Hatta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ders kitaplarına giren şiiri okuduğu için cezaevinde yattı.
Kimi türkü söylediği için, kimi ağıt yaktığı için, kimi anadiliyle konuştuğu için bu ülkede “sakıncalı” görüldü, sürüldü, ezildi, horlandı…
Bunlar elbette sadece “bazıları”ydı…
Bu ülkede hep “öteki” görülen yığınlar vardı ve bu ülkenin sahibi olduğuna inanan azınlık…
Bunlar kendi güçlerinin sürmesi için Laikliği, Atatürkçülüğü, Cumhuriyeti, hatta bayrağı bile koz olarak kullandılar.
Kendileri her haltı yedi, maskelerin arkasına saklanarak aklandılar.
Ve gün geldi, AK Parti iktidar oldu…
AK Partinin, MSP, FP, RP gibi yaşanmış örnekleri olduğundan işe temkinli başladı. Bu ülkenin önünde engel olan derin güçleri deşifre etti, yargı önüne çıkardı, darbecileri adaletle yüzleştirdi.
Ama sonra bir şeyler oldu…
Yaşam tarzı” sesleri bir başka cenahtan geldi.
Bizim inancımıza göre “yanlış” yaşadığına inandıklarımızdı bunlar.
Ama burası bir din devleti değildi.
Demokratik bir ülkeydi ve biz bunun mücadelesini veriyorduk.
Öyleyse herkes yaşam tarzında özgür olmalıydı.
Herkes, bizim gibi inanamazdı, bizim sahip olduğumuz değerlere sahip olmak zorunda değildi.
Hiç kimse benim gibi konuşmak zorunda da değil, benim gibi inanmak zorunda da…
Ne kadar uçuk olursa olsun, ne kadar “ahlaklı/ahlaksız” bulursak bulalım, insanlar kendi yaşam biçimini özgürce yaşayabilmeli.
Bizim “günah” bildiğimizi önemsemeyen de olabilir, “günahsa da bana” diyenler de…
O zaman “insanların günah işleme özgürlüğünün” de olabileceğine inanmak gerekiyor.
Sadece şu olmalı; insanların günah işleme özgürlüğü, başkalarının günahına girerek olmamalı.
Tıpkı kişilerin özgürlüğü, bir başkasının özgürlüğünü elinden alarak olmamalı.
***
Sosyal paylaşım sitelerinde Taksim olayları değerlendirilirken, Gezi Parkına ilişkin “Gay, lezbiyen, travesti” gibi yakıştırmalarla olayı küçümsemek, bir başkasının yaşam tarzını önemsememektir.
Bu alkolde de böyle, diğer cinsel eğilimlerde de…
İnsanlar, bir başkasının özgürlük alanına girmiyorsa, bir başkasının günahına girerek bir yaşam tarzı seçmiyorlarsa, o zaman kimsenin karışma veya küçümseme, horlama hakkı olamaz.
100 yıla yakın bir zamandır insanları hizaya getirmek isteyenlerden çok çektik.
Kendimizi başkalarının babası, annesi veya koruyucu meleği yerine koyacağımıza, “bizim yaşam tarzımıza kimse karışmasın” diyerek, başkasının yaşam tarzının da güvencesi olmak, demokrat olmanın özüdür diye düşünüyorum…
Yaşam tarzımız, yaşam tarzlarına gösterilen hoşgörü ölçüsünde güvence altında olabilir.
Yoksa gün gelir, yaşam tarzı için ayağa kalkanlar bulunur…
 
Twitimden seçmeler
Yahu nereden dilime dolandı bilmem; Nar ağacı, narsız olur mu?" türküsü. Bence de olmaz. Herkes, kendi doğallığıyla bu ülkede yaşamalı!