Behlül-i Dânâ bir gün Bağdat sokaklarından birinde giderken, oynayan çocuklar gördü. Çocuklardan biri ise bir köşeye çekilmiş onlara bakıyor ve ağlıyordu. Behlül-i Dânâ o çocuğun yanına gitti ve;

“Ey çocuk, niçin ağlıyorsun? Gel sana bir şeyler alayım da sende arkadaşlarınla oyna” dedi ve çocuğun başını okşadı.
Çocuk bakışlarını Behlül’e çevirdi ve;
“Ey aklı az adam! Biz oyun için yaratılmadık” dedi.
Behlül bu söze şaştı ve çocuğa;
“Ey oğlum! Peki, niçin yaratıldık” diye sordu.
Çocuk;
“Allah’ü teâlâyı bilmek ve O’na ibadet etmek için” dedi.
Behlül hazretleri;
“Peki, bunun öyle olduğunu nereden biliyorsun” diye sordu.
Çocuk, Mü’minûn suresinin 115. ayeti kerimesini okuyuverdi. Mealen; “Sizi ancak boşuna yarattığımı ve gerçekten bize döndürülmeyeceğinizi mi zannettiniz?”
Hazret-i Behlül tekrar;
“Ey çocuk. Sen hakimane konuştun. Bana biraz daha nasihat et” dedi ve ağlamaya başladı. Kendinden geçmişti.
Kendine geldiğinde çocuğa;
“Ey oğlum! Senin günahın yok. Sen bir çocuksun. Nasıl oluyor da böyle düşünebiliyorsun” diye sordu.
Çocuk da;
“Ey Behlül! Babamı ateş yakarken gördüm. İri odunları küçük çırpılarla tutuşturuyordu. Bende Cehennem’in yanan küçük odunlarından olacağımdan korkuyorum” dedi.
Bu sözler üzerine Behlül-i Dânâ hazretleri tekrar ağladı. Kendinden geçti. Kendine geldiğinde çocuğu yanında göremedi. Oradakilere bu çocuğun kim olduğunu sordu.
Onlar;
“Tanımadın mı” dediler.
Behlül;
“Hayır” deyince, onlar;
“Bu, hazreti Hüseyin evlâdından Seyit bir çocuktur” dediler.
Behlül de; “Ancak böyle bir ağacın meyvesi bu kadar olgun olabilirdi” deyip oradan ayrıldı.
Selam, sevgi ve gönül dolusu muhabbetlerimle…
 
Bilal KARADAĞ