1990’lı yılarda Milli Görüş’ün üçüncü partisi olan Refah Partisi (RP)’de İl Gençlik Kolları Başkanlığı görevi yürütmekteydim. RP-DYP koalisyon hükümeti kurulmuş. Erbakan Hocam Başbakanlık koltuğunda…

Ülkede insan odaklı hizmetlere imza atılıyor ama gel gör ki kendisini elit tabaka olarak tanımlayan, ezici çoğunlukları ise hor ve hakir gören marjinal bir grup, o dönemde gerçekleşen olumlu gelişmeleri hazmedemediği için her türlü hinliğin odağında bulunuyordu.

Refahyol Hükümetini alabora etmeyi amaçlayan malum güruh, akla-hayale gelmeyecek olumsuzluklarla hükümetin tekerine sürekli çomak sokuyordu.

Derken, 28 Şubat süreci başladı ve kısa bir zaman diliminde tarihe kara bir leke olarak geçen postmodern bir darbeyle hükümet baş aşağı edildi.

Bununla da kalınmadı; seçmenin büyük teveccühüyle birinci parti konumuna getirilen RP kapatıldı. Partinin Genel Başkanı Erbakan Hocamız ise siyasi yasaklı hale getirildi!

Partimize ve Genel Başkanımıza karşı yapılan bunca haksızlıkları protesto etmek amacıyla her ilin Gençlik Kolları Başkanıyla Partimize ve Genel Başkanımıza yapılanlardan ötürü sokaklara çıkıp eylem yapmak üzere söz birliği yaptık.  

Tam sokağa inecektik ki, Genel Başkanımızdan bir emir; “Sakın ha böyle bir girişimde bulunmayasınız. Bu ülke hepimizindir. Vatandaşlarımızın huzurunu bozmaya asla hakkınız yoktur. Hiç kimsenin burnunun kanamasını istemiyorum…” dedi. Hocamızın emrine amade olan bizler, bunun üzerine o günlerde herhangi bir taşkınlığa tevessül etmedik.  

Oysa günümüze bakıyoruz; bazıları çıkmış çeşitli gerekçelerle her gün sokaklara çıkarak güvenlik güçlerine molotof kokteyli atıyor, önüne ne gelirse yakıp yıkıyor: Kaldırımların bordürünü söküyor, o bordürlerle polise saldırıyor, işyerlerin vitrinlerini aşağı indiriyor. Hatta daha da ileriye giderek; günlerce ölüm orucu tutup, Allah’ın kendisine bahşettiği cana kastetmeye kalkışıyorlar. Daha neler neler…

Dolayısıyla bugünlerde gündemde olan malum eylemleri izledikçe, geçmişte kendisine yapılan haksızlıklara rağmen rahmetli Erbakan Hocamın o günkü tavrını yeniden hatırladım ve Erbakan Hocamın farkını bir kez daha gördüm.

Belki bugünkü eylemleri geçekleştiren vatandaşların bazı haklı gerekçeleri vardır, ama hiçbir haklı gerekçe antidemokratik eylemlerin yapılmasını ve ölüm orucuna yatarak Cenab-ı Allah’ın vermiş olduğu emanete kastetmesini meşru kılamaz herhalde.

Günümüzde lider konumunda bulunanlar da Erbakan Hocamız gibi uzak görüşlü olur ve yapılanların “faydalı mı yoksa zararlı mı” olacağını düşünerek arkasından yürüyen kitlelere aklıselim davranmaları noktasında öğüt verirlerse, herhalde üzücü eylemlere şahit olmayız.

Selam, sevgi ve gönül dolusu muhabbetlerimle…