Otuz küsur yıl sonra olsa bile, bir zamanlar “Dediğim dedik, çaldığım düdük” edasıyla ülkeyi türlü cendereden geçiren kudretli paşaların yargı önüne çıkarılmaları, Türkiye adına önemli bir gelişmedir.
Toplumun kahir ekseriyetine yaşattıkları gayri insani eylemlerinden ötürü hesaba çekiliyor olmaları son derece elzemdir.
Ülkede antidemokratik gelişmelerin kol gezdiği, insanlık adına ne varsa bir bir ötelendiği, kitlelerin derinden sarsıldığı, bu nedenlerle derin travmaların yaşandığı o talihsiz yılların hesabı elbette sorulmalıydı.
Darbe aktörlerinin, yüce Türk milletine reva gördükleri Firavuni zulümlerinden dolayı her vatandaş gibi yargının karşısında durup hesap vermeleri, toplumun en büyük arzusuydu.
Ankara Adliyesi’nde şu sıralar görülen 12 Eylül davası, yıllarca beklenen malum arzunun yerine getirilmiş olmasıdır.
İhtilalcilerin yargılanmasıyla birlikte elbette kodeslerde çürüyen bedenler geri gelmeyecektir, hiç yere toprağın kara bağrına düşürülen tığ gibi delikanlılar Dar-ül Fani’ye tekrar gözünü açamayacaktır, insanlık dışı zulümlerle hayatı kararan mazlumlar her fani gibi artık sağlıklı bir hayat sürdüremeyecektir, ama en azından bir nebze de olsa darbe mağduru ve mağdur yakınlarının yüreğine su serpilmiş olacaktır.
Aynı zamanda bazı zevatların yargı ve adalete karşı oluşan olumsuz düşünceleri de olumlu yönde değişmiş olacaktır.
Keza görüyoruz ki bazı zevatlar, “Bu adamların ayakta duracak halleri kalmamış, bu yaştan sonra yargılanmaları doğru değildir” gibi söylemlerde bulunarak, namlunun ucunu sivil halkın sinesine çeviren darbecilerin savunuculuğuna soyunmuşlar.
Ortada katledilen, zulme uğrayan Habiller varken, Kabillere alkış tutmak için herhalde ya cahil olmak gerekir ya da zalim yandaşı…
Malum ihtilalciler, yargılanma sürecinin nihayetinde yaşlı olmalarından ötürü belki cezaeviyle tanışmayacaklardır…
Lakin onların mahkeme karşısına çıkarılıp, hesaba çekilmiş olmaları dahi, yeni olumsuzlukların vuku bulma olasılığının zayıfladığı, hatta belki de hiç olmayacağı demektir.
Bu şuna benzer; adamın tavuğu kaybolmuş, “Oğlum git tavuğu bul demiş. Oğlu, “Babamın düşündüğüne bak. Altı üstü bir tavuk kaybolmuş, aramaya değer mi” diye hayıflanmış…
Aradan hayli zaman geçtikten sonra, bu defa merkebi kaybolmuş. Merkebi aramaya koyulan çocuğuna seslenen baba; “Eğer zamanında tavuğu arayıp bulsaydın bugün merkep kaybolmazdı” diye öğütte bulunmuş.
Tavuk-merkep misali; eğer bugün darbeciler yargılanmamış olsalardı, günün birinde yeni darbelerin olmayacağı garantisini kimse veremezdi.
Sözün özü şudur; söz konusu davanın bitiminde belki suçlular yaş haddinden ötürü cezaevine gönderilmeyebilir, ancak bu davanın gelecek adına sembol olacağı kesindir.
Selam, sevgi gönül dolusu muhabbetlerimle…