Geçtiğimiz günlerde bir vesileyle Antakya’nın İskenderun ilçesine düştü yolumuz. Adıyaman’dan birkaç arkadaşla birlikte gitmiş olduğumuz bu şirin ilçede, birkaç gün kaldık. Doğrusunu söylemek gerekirse; beklediğimizden daha güzel bir yerleşim birimiyle karşılaşmış olduk: 

Akdeniz Bölgesi’nin oksijen kaynağı ve doğa harikası olan Amanos dağlarının eteğinde kurulmuş olan bu modern ilçenin yönü, denizin görkemli güzelliğine dönük.
Mavi ve yeşilin iç içe olduğu bu enfes yerleşim birimine kuş bakışı baktığınızda, tabiatın farklı renk tonlarının ahenk içinde olduğunu görmeniz mümkün.
Uçsuz bucaksız bir görünüm arz eden Amanos’un eteğindeki bu modern ilçenin ekonomisine, Demirçelik fabrikasının katkısı oldukça fazla. Ayrıca denizle iç içe olması hasebiyle, uçsuz bucaksız sahilleriyle önemli bir turizm potansiyeline sahip. Sanayinin ve turizmin odağında bulunan İskenderun’un doğal olarak refah düzeyi de yüksek. Tek kelimeyle, harika bir ilçe…  
Eve dönmek üzere bu güzelim ilçeden ayrılıp yola çıktığımızda, bir arkadaşımızın tavsiyesi üzerine, Antakya’nın Harbiye şelalelerine uğramaya, oradan sonra Adıyaman’a gelmeye karar verdik ve öylede yaptık.  
Kentin güneyinde Suriye sınırına yakın bir yerde bulunan Harbiye’ye gitmiş olmamız, gerçekten yolculuğumuza farklı bir güzellik kattı.
İnşallah kısmet olursa başka bir zaman diliminde söz konusu güzelliklerden bahsedeceğim, lakin Harbiye’de karşılaşmış olduğum Daphne’nin mitolojik hikâyesini de değerli okuyucularımla paylaşmadan geçemeyeceğim.
Amanos’un zirvesinden aşağıya doğru şelalelerin şarıl şarıl aktığı o enfes mekânda bulunan kitabenin üzerindeki Daphne ile ilgili yazıtları dilerseniz birlikte okuyalım:
“Zeus’un oğlu Işık tanrısı Apollon, Taselya Irmağı’nda dolaşırken genç ve güzel bir kız görür. Babası Irmak Tanrısı, annesi Orman Tanrısı olan bu güzel su perisinin adı Daphne’dir.
Daphne Apollon’un içinde arzular uyandırır, Daphne ile konuşmak ister. Fakat Daphne, Işık Tanrısı’nın içinden geçenleri anlamıştır. Bir Tanrı ile konuşmanın hiç de hoş karşılanmayacağını bildiği için kaçmaya başlar.
Apollon, Daphne’yi kovalar. Çapkın Tanrı bir yandan da ‘kaçma seni seviyorum’ diye bağırır. Daphne kaçmaya devam eder.
Apollon’a gelince, bu su perisini mutlaka yakalamak istemektedir. Aralarındaki mesafe iyice kısalır ve bir an gelir ki Daphne Apollon’un sıcak nefesini saçlarının arasında hisseder.
Artık kurtuluş olanağının kalmadığını anlayan güzel Daphne, birden durur ve ayağı ile toprağı kazıyarak şöyle bağırır : ‘Ey Toprak Ana! ... beni ört, beni sakla, beni kurtar.’
Bu içten yalvarış üzerine Daphne organlarının ağırlaştığını, odunlaştığını hisseder. Göğsünü gri bir kabuk bağlar, kokulu saçları yapraklara dönüşür, kolları dallar halinde uzar, ayakları kök olup toprağın derinliklerine dalarlar. Güzel kokulu bir Defne ağacı oluverir.
Bu manzara karşısında şaşıran Apollon, Daphne’nin ağaç oluşunu üzüntüyle izler, sonra ona sarılır ve sert kabuklar altında hala çarpmakta olan kalbinin sesini duyar. ‘Daphne’ der. Bundan sonra sen Apollo’nun kutsal ağacı olacaksın. O solmayan ve dökülmeyen yaprakların başımın çelengi olacak. Değerli kahramanlar, savaşlarda zafere ulaşanlar, hep senin yapraklarınla alınlarını süsleyecekler, şarkılarda şiirlerde adımız yan yana geçecek.
Bunun üzerime Daphne dallarını eğerek, Apollon’u saygıyla selamlar.”
            Selam, sevgi ve gönül dolusu muhabbetlerimle…
       Bilal KARADAĞ

[email protected]