İnsan Hakları Derneği (İHD) Adıyaman Şubesi, Rojava'da ve Suriye genelinde yaşanan insan hakları ihlallerine karşı kent meydanında basın açıklaması yaptı. Açıklamada, hak ihlalleri karşısında sessiz kalmanın suça ortaklık anlamına geldiği vurgulandı.
Basın açıklamasını okuyan İHD Adıyaman Şube Başkanı Avukat Bülent Çınar, hak ihlallerinin hiçbir şekilde bir ülkenin iç meselesi olarak görülemeyeceğini belirterek, bu ihlallerin evrensel bir sorun olduğunu ifade etti. Çınar, 'Hak ihlalleri karşısında sessiz kalmak suça ortaklık anlamına gelir' ifadelerini kullandı.
Suriye'de yıllardır devam eden savaş ve çatışma ortamının, başta Kürtler, Aleviler, Ezidiler, Süryaniler ve Dürzîler olmak üzere çok sayıda etnik ve inanç grubunu hedef alan sistematik şiddet politikalarıyla sürdüğüne dikkat çeken Çınar, 'Suriye'de yıllardır süren savaş ve çatışma ortamı, başta Kürtler, Aleviler, Ezidiler, Süryaniler ve Dürzîler olmak üzere çok sayıda etnik ve inanç grubunu hedef alan sistematik şiddet politikalarıyla devam etmektedir. Zorla yerinden edilmeler, yaşam hakkı ihlalleri, inançlara ve kimliklere dönük saldırılar, inkâr ve cezasızlık politikaları halkların, birlikte, eşit ve özgür yaşama iradesini hedef almaktadır' dedi.
Ortadoğu başta olmak üzere İran, Filistin, Ukrayna ve dünyanın birçok yerinde yaşanan çatışmaların artan yoksulluk, pahalılık ve ağırlaşan yaşam koşullarına karşı yapılan barışçıl protestoların gözaltılar, tutuklamalar ve orantısız devlet şiddetiyle bastırıldığını dile getiren Çınar, ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve yaşam hakkının açıkça ihlal edildiğini söylediğini ifade etti.
Başkan Çınar açıklamasının tamamında şu ifadelere yer verdi:
'Bugün Rojava'da yaşanan hak ihlallerine karşı sessiz kalmanın suça ortaklık olduğunu vurgulayarak uluslararası kamuoyunu sorumluluk almaya çağırıyoruz. Hak ihlalleri yalnızca bir ülkenin iç meselesi olarak görülemez, evrensel bir sorundur, bu ihlaller karşısında sessiz kalmak suça ortaklık anlamına gelir.
Suriye'de yıllardır süren savaş ve çatışma ortamı, başta Kürtler, Aleviler, Ezidiler, Süryaniler ve Dürzîler olmak üzere çok sayıda etnik ve inanç grubunu hedef alan sistematik şiddet politikalarıyla devam etmektedir. Zorla yerinden edilmeler, yaşam hakkı ihlalleri, inançlara ve kimliklere dönük saldırılar, inkâr ve cezasızlık politikaları halkların, birlikte, eşit ve özgür yaşama iradesini hedef almaktadır. Yine Ortadoğu başta olmak üzere İran'da, Filistin'de, Ukrayna'da ve dünyanın birçok yerinde yaşanan çatışmalar, artan yoksulluk, pahalılık ve ağırlaşan yaşam koşullarına karşı halkın en meşru hakkı olan barışçıl protestolar; gözaltılar, tutuklamalar ve orantısız devlet şiddetiyle bastırılmaktadır. İfade özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve yaşam hakkı açıkça ihlal edilmektedir. Tüm bu yaşananlar bize şunu göstermektedir: Bu ihlaller münferit değildir. Baskıcı yönetim anlayışlarının, cezasızlık politikalarının ve uluslararası kamuoyunun suskunluğunun bir sonucudur.
Hak ihlallerine karşı ortak ve güçlü bir irade ortaya koyarak, uluslararası kamuoyunu, kurumları ve karar alıcıları sorumluluk almaya çağırıyoruz. Bir kez daha hatırlatıyoruz; insan hakları pazarlık konusu yapılamaz. Baskıya, şiddete, inkâra ve cezasızlığa karşı yan yana durmak bir tercih değil, tarihsel bir sorumluluktur. Suriye'de bir insan hakları trajedisi yaşanmaktadır. İnsan hakları savunucuları olarak insan onurunu koruyabilmenin en temel yolunun barış olduğunu ifade ediyoruz. Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi'nin başlangıç kısmında ifade edilen 'İnsan onuru ile eşit ve devredilemez haklarını tanımanın dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğu' tespiti insan hakları mücadelesinin adeta pusulası olmuş bir fikirdir. İlk günden itibaren herkesin insan onuruna yakışır bir yaşam sürmesi için mücadele ediyoruz. Kürt meselesi özünde bir insan hakları ve demokrasi meselesidir.
Kürtlerin bir asrı geçen çabası ve mücadelesi kendi kimliği, dili ve kültürü ile kabul edilme ve varlığını sürdürme, yani kolektif haklarının yasal ve anayasal güvenceye alınmasıdır. Yaşanan trajedilerle yüzleşilmesini ve bir daha yaşanmamasını sağlayacak, onulmaz yaraları iyileştirecek olan barıştır. Kürt meselesinin barışçıl çözümünün, Ortadoğu'da yaşayan tüm halklar ve toplumsal katmanlar için önemli kazanımlar sağlayacağına, demokrasi ve hukuk devletinin inşası açısından da önemli fırsatlar yaratacağına inanıyoruz.
Savaş ve çatışmanın ilk kurbanının temel hak ve özgürlükler olduğunu dünya halklarının yeniden deneyimlediği günlerden geçiyoruz. İnsanı ve onun insan olmaktan kaynaklı haklarını korumak ve geliştirmek ancak barışın egemen olduğu bir ortamda mümkündür.
Otoriterleşme eğilimi tüm dünyada devam ediyor. 2026 yılında hala dünyanın çeşitli yerlerinde savaşlar, silahlı çatışmalar devam ediyor. Orta Doğu savaşların, çatışmaların en yoğun yaşandığı bölgelerin başında geliyor. Çatışma ve kaosta en çok sivil ölümler yaşanmaktadır. Özellikle kadın ve çocuklar şiddetten en çok etkilenen kesimlerdir. İnsan haklarının özü barıştır...
İnsan hakları savunucuları olarak şu gerçeğin farkındayız; barış kendiliğinden gelmez. Barışı getirecek olan bir arada eşit ve özgür bir şekilde yaşamanın hayalini kuran halklarımızdır.'
Kaynak : PERRE