Neydi o gece ?
Neydi o gündüz? 
Cesetlerin günlerce  öldüğü , hayatta kalanların her gün öldüğü 6 Şubat kıyameti! Sahi neydi yaşadığımız? Devasa mezarlıklara dönmüştü şehirler! “Sesimi duyan var mı “ feryatlarının yeri göğü inlettiği, bebeklerin çığlıkları ve donmuş gözlerle yüzünü tırmalayan annelerin, beton yığınlarında yüreklerini hissetmeye çalışması, kıyametin hangi boyutuydu ? Defalarca ölmenin, günlerce can çekişmenin izahını kim yapabilir? Ağzında emziği donmuş gözlerle annesine bakan ve yüreğindeki acıyla yavrusunu ısıtan anneye hangi cümle teselli verebilir ? Deprem değildi bu, yüreklerin beton yığınlarının altında bağıramadan haykırışıydı daha çok! Çaresiz, sahipsiz…

 Neydi o gece, neydi o gündüz? Umutların, gelinliklerin, çeyiz sandıklarının, oyuncakların enkaz altında kaldığı gecede, bitmek bilmeyen kabusu hak edecek ne yaptı bu sahipsiz kentin insanları ?  Beton bloklarının arasından türlü hikayeler perde gibi savrulurken, babaların, annelerin enkazlarda kendi canlarını arayışını, hangi ressam çizebilir var mı cevap verebilecek? Toplu mezarlara bırakılan çocuk oyuncaklarının, henüz adı bile konmamış mezarların süsü çocuk bedenlerinin anlattığı kıyamete, nasıl bir ad verilecek? Üzüntüden kül yemek ne demek? 

 Neydi o gece, neydi o gündüz kıyameti? Ambulans sesleri, feryatlar, bağırışlar neyin diyetini ödüyordu küçücük bedenler? Yaşlıların titreye titreye enkaz başında yutkunması, “Keşke ben öleydim çaresizliği” hangi suçun vebaliydi? Ağlaya ağlaya enkaza koşan evladın baba, anne diye sura üflediği gecede, enkazlardan ruhların son  haykırışlarını, kim nasıl unutabilir! “Keşke cesedi tam kalsaydı” diyen anne, “keşke evladımın yüzünü bi kez daha göreydim” diyen baba, her gün ölmeyi hak edecek ne yaptı? Kahrolası sistemin dayattığı çürük binaların, çürük zihniyetlerin altında kalan binlerce canın vebalini, kim ödeyecek? Zorla yedirilen bir kuru lokmayı ağzında çeviren babanın, ağlaya ağlaya “yüreğim yanıyor” diye yutkunuşunu görenlerin kan ağladığı, boşluğa baktığı, her şeyin anlamsız kaldığı felaketin bir yıl geçse de ilk günkü gibi yürekleri acıtması, hangi mısralarla tarif edilir? 

Neydi o gece neydi o gündüz ! Yaşadığımız neydi ? Neydi o dağları, taşları, ağaçları yerinden oynatan, yürekleri kökünden söken?  Bir mezarlık düşünün herkesin ölüm tarihi aynı! Genci, yaşlısı hepsi toplu mezarlarda! Milyonlarca ölüm var aslında! Hayatta kalanların yeryüzüne gömüldüğü, umutların hayallerin yarım kaldığı bu coğrafyada, herkesin gömüldüğü tarih 6 Şubat! Enkazlardan avazı çıktığı kadar bağırarak yardım dileyenlerin, donarak hayata veda ettiği coğrafya burası ! Paçozlaşmanın, sosyal çürümenin devlet katında ödüllendirildiği, ölümün lüks sayıldığı şu dönemi, medeni dünyada görmek mümkün mü ? Ortadoğu’nun klasik döngüsünde hayata pamuk ipliğiyle tutunabildiğimiz gerçeği şu felakette acı bir reçete sundu aslında ! Hayatların ranta kurban edildiği, risklerin, yönetmenliklerin oya devşirildiği, değişmez yazgının sıradanlaştığı, “kabusun” bitmediği bir coğrafya Türkiye ! Bu coğrafya mecrasını bulamıyor medeni dünyada! Bu coğrafya insanlarını sevmeyenlerin, cehaletin, hödükleşmenin sahne aldığı, rutinin kemikleştiği bir dramatik tiyatro alanı! Utanmanın önemsizleştiği kader kuyusu burası! 

 Kızının cesedine tutunan babanın gözlerine bakabilecek bir yetkili var mı ? Var! Evet hakikaten var olduğunu gördük! Tek derdi kişisel egosunu yaşamak olan kahrolası düzenin amigolarını çok gördük! Gözlerimizi yaşartan hala umudun olduğunu gösterenler de oldu ! Tıra yüklediği vinci uçarcasına getiren vatan evladını, Ege’den zar zor giden aracıyla yardım getiren anneyi de kim unutabilir? Dünyanın her yerinden gelen yardım ekiplerinin gözyaşlarını kim unutabilir? Birlikteliğimizi unutturanlara inat en çok yabancılara sarıldık biz! Bizi bu şekilde bölen kutuplaştıranlara inat yüreğimizi herkese açmaya devam etmemiz şart! Bizim bizden başka dostumuz yok palavralarının sahiplerini iyi biliyoruz ! Hayatlarımızı ipotek edip, üstünde enkaz gibi durdukları yetmiyormuş gibi, gelecek hayallerimize darbe vuran, medeni dünyayı sürekli öcü gösteren feodal zihniyetlerin, bu ülkeye verebilecekleri sadece hayatın tüm alanlarındaki felaketlerdir! 

Aklımızda kalan sadece ülkemizin insanların vicdanlarıyla deprem bölgesine gelişi oldu! Devlet vardı, yöneten yoktu! Laf çoktu, liyakat yoktu! Cehaletin bu ülkeye ödettiği bedeldi bu felaket! Cahillerin tercihleriyle şekillenen bir yönetim anlayışının bu ülkeye faydasının olma ihtimali yoktur.  Adıyaman şu kahrolası sinmişlik döngüsünden kurtulmak zorunda!  Haricinde bu memlekete çöken zihinsel enkazlardan kurtulmak mümkün değildir.


DİPNOT:
Yaşadığımız trajedinin sebeplerine odaklandığımızda öfke duymak kaçınılmaz! İmar afları ve cehaletin cesaretiyle yapılan işbirliği neticesinde şehirlere çöken kabus acı gerçekleri ortaya çıkardı! Bu ülkenin bütün kutsal aidiyetlerini sırf iktidarları için hunharca kullanan oligarkların enkazlarda yürekler ezilmişken hala manevi duyguları sömürmesi laçkalığın hangi boyutu! Bu ülkeyi paçozlaşmanın esaretine mahkum eden, kutuplaştıran, kitlesini morfinleyip mankurtlaştıran, birbirine karşı öfkeyle dolduran, hödükleşmiş anlayışlarla yönetimleri liyakatsizlere teslim edenler yüzünden, bu ülkenin her alanında dökülmeler yaşanıyor, tüm duygular enkaz altında kalıyor. Seçim adı altında kanalize tiyatrosuyla, kurucu liderin mirası üzerinde tepinen, iktidarları için birliktelik ruhunu kılıflarıyla makyajlayan, yüzyıllık cumhuriyetin tüm gelişim ivmelerini köreltenlerin  gücü devam ettikçe, hayatın tüm alanlarında felaketlerle karşılaşmamız tesadüf olmayacaktır.

Ali Yılmaz