(Önceki yazımda Selçuklu ve Osmanlı eserlerinde ırkçı unsurların bulunmadığını,  Osmanlı İmparatorluğunun farklı din ve kavimlerden oluşan çok dinli, çok kavimli ve çok kültürlü bir sosyal dokuya sahip olduğunu, din faktörü dışında, ırk faktörünün hiçbir şekilde bir imtiyaz olarak görülmediğini; ancak özellikle İttihat ve Terakki Cemiyeti, Jön Türkler ve Selanik’te Kürt Ziya Göklap ile Yahudi Moiz Kohen Tekinalp’in başlattıkları Türkçülük hareketleriyle beraber ırkçılığın, edebiyata da yansıdığını belirtmiş ve Ziya Gökalp’in ırkçı şiirlerinden örnekler vermiştim.)

Ebubeki̇r Ayteki̇n Yazi 1

Türkün Yeni Amentüsü Kitabını yazan, “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünün mucidi, sürekli Türklüğü öne çıkaran, Kemalizme vurgu yapan, İslam’ın emri olan Şeriat’a “kahrolsun” diyen, Halifeliğin ve Padişahlığın kaldırılmasını savunan ve sonunda Fransa’da Yahudi mezarlığına gömülen Yahudi Moiz Kohen

Ebubeki̇r Ayteki̇n Yazi 2

Diyarbakırlı bir Kürt olup Türkçülüğün Esasları kitabını yazan Moiz Kohen’le beraber Selanik’te Türkçülükle ilgili dergi çıkaran Ziya Gökalp

Faruk Nafiz Çamlıbel ve Behçet Kemal Çağlar

Ulusalcıların her askeri darbeden sonra dillerinden düşürmedikleri ve İstiklal Marşına adeta alternatif gbi okudukları Cemal Reşit Rey tarafından 1933 yılında bestelenen Onuncu Yıl Marşı adeta Türkçülüğün marşı gibidir. Faruk Nafiz ve Behçet Kemal gibi Kemalist ateistler tarafından birlikte yazıldığı kaydedilen bu şiir kavmiyetçiliğin edebiyata yansımasının bariz bir örneği sayılabilir. Bu şiir Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun onuncu yıl kutlamaları için düzenlenen yarışmada seçilmiş ve marş olarak benimsenmiştir. Altı kıtadan oluşan şiirin iki kıtası şöyledir:

“Çıktık açık alınla on yılda her savaştan;

On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan;

Başta bütün dünyanın saydığı başkumandan,

Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan.

 

Türk'üz, bütün başlardan üstün olan başlarız;

Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız.

Türk'üz: Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi;

Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri!”

Kemalettin Kamu

 

Cumhuriyet dönemi şairlerinden olan Kamu, İstiklal Marşı olarak yazdığı fakat M. Akif’in marşı yanında çok cılız kalan şiirinde her milletten ulu olduklarını, çünkü Türk olduklarını belirterek ırkçılığını şu şekilde dile getirmiştir:

“Biz ki Türk'üz muhakkak, her milletten uluyuz.

Yeryüzünde biz ancak yurdumuzun kuluyuz”.

Çankaya adlı şiirinde ise Çankayayı Kâbe’ye tercih ederek küfrünü şu şekilde dillendirmektedir:

“Ebedi bir güneşle

Burada doğdu Gazi,

Yaprak yığını gibi

Burada yandı mazi.

 

Burada erdi Musa,

Burada uçtu İsa;

Bülbül burada varsa

Hürriyet için öter.

 

Ne örümcek ne yosun,

Ne mucize ne füsun;

Kâbe Arap’ın olsun

Çankaya bize yeter.”

Hüseyin Nihal Atsız [1]

 

Türkçülük edebiyatı denince ilk akla gelecek olan Nihal Atsız’dır.

“Bir düşün başların üstünde kağanlık tuğunu

Ruh duyar orda ölürken bile Türk olduğunu” ölüm anında bile Türklüğü ile övünecek kadar Türkçü bir ırkçıdır.

“Ben ahirde öksüzüm

Çok derinde sessizim

Öz ilimde tutsağım

Kürşad olup çık da gel”

diyerek 621 yılında eşi tarafından zehirlenerek öldürülen 1400 yıl önceki bir Oğuz beyinden imdat dilemektedir.

M. Akif Ersoy ve Üç Beyinsiz Kafa

 

Kavmiyetçi anlayışların, ayrılıkçı çabaların Balkanlardan başlayarak İslam coğrafyasına ve Müslümanların yüreğine düşürdüğü yakıcı ateşin etkisi, Türk edebiyat tarihinde en üst seviyede Mehmet Akif’in şiirlerinde yankısını bulur.[2]

17 Aralık 1912’de M. Kemal’in dostu İngiliz Ajanı Aubrey Herbert Londra’da, daha sonra İngiliz-Arnavut Cemiyeti adını alan “Arnavut Komitesini” kurdu. Komite tarafsız kaldığı savaşta diğer ülkelerce parçalanan Arnavutluk’un haklarını savunmak, bağımsız bir Arnavutluk Devleti kurmak için kurulmuştu. Yani Arnavut halkı Osmanlılarla olan birlikteliklerinden memnun olmasına rağmen Arnavutlar adına Arnavutluk’un geleceğine karar verilecekti. Fakat Londra’da Arnavutlar adına konuşan komite Arnavutluk’u Osmanlı Devletinden ayırmaya kararlıydı. İlk toplantısını yapan komitede İngiltere’ye yerleşen ve İngilizlerin has adamı Hindistanlı Seyyid Emir Ali ve Britanya Sefrad Yahudileri Başhahamı Moses Gaster ile Edward G. Browne vardı.

Arnavutların Türk ırkından olmamaları nedeniyle Arnavutluk’un ittihatçıların umursamazlığı sonucu işgal edilip elden çıkmasına hayıflanan Mehmet Akif Ersoy’un şu mısraları kavmiyetçiliğe nasıl bakılması gerektiği konusunda son derece yol göstericidir:

“Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk

Bak nasıl doğranıyor? Kalk, baba, kabrinden kalk!

Diriler koşmadı imdadına, sen bari yetiş…

Arnavutluk yanıyor… Hem bu sefer pek müthiş!

Hani, milliyetin İslâm idi... Kavmiyyet ne!

Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyyetine.

«Arnavutluk» ne demek? Var mı şeriatte yeri?

Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri!

Arabın Türk’e; Lâzın Çerkes’e yahut Kürd’e,

Acemin Çinliye rüçhânı mı varmış? Nerde!

Müslümanlıkta «anâsır» mı olurmuş? Ne gezer!

Fikr-i kavmiyyeti tel’in ediyor Peygamber.

En büyük düşmanıdır ruh-ı Nebî tefrikanın;

Adı batsın onu İslâm'a sokan kaltabanın

 

Artık ey millet-i merhume, sabah oldu uyan!

Sana az geldi ezanlar diye ötsün mü bu çan?

Ne Araplık ne de Türklük kalacak aç gözünü!

Dinle Peygamber-i Zişan’ın İlâhî sözünü.

 

Türk Arab’sız yaşamaz. Kim ki yaşar der delidir.

Arab’ın, Türk ise hem sağ gözü hem sağ elidir.

Veriniz baş başa zira sonu hüsran-ı Mübin

Ne Hilafet kalıyor ortada billahi ne din.

Medeniyyet size çoktan beridir diş biliyor

Evvela parçalamak sonra da yutmak diliyor

 

Görmüyor gittiği yanlış yolu zannım çoğunuz

Size rehberlik eden haydudu artık kovunuz

Bunu benden duydunuz ben ki evet Arnavud’um

Başka bir şey diyemem; işte perişan yurdum.”[3]

Mehmet Akif, şiirlerinde Müslüman kavimler arasında kaybolmaya başlamış İslam kardeşliğini hissettirmek için gayret eder. Müslümanların bölünüp parçalanarak değil, birlik ve beraberlik içinde yeniden kardeşlik tesis ederek dünyaya hâkim olabileceğini haykırır.

“Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize?

Fikr-i kavmiyeti şeytan mı sokan zihninize?

Birbirinden müteferrik bu kadar akvâmı,

Aynı milliyetin altında tutan İslâm’ı,

Temelinden yıkacak zelzele, kavmiyettir.

Bunu bir lâhza unutmak ebedî haybettir…

Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez…

Son siyasetse bu! Hiç böyle siyaset yürümez!

Sizi bir âile efradı yaratmış Yaradan;

Kaldırın ayrılık esbâbını artık aradan.

Siz bu dâvada iken yoksa iyâzen-billâh,

Ecnebîler olacak sahibi mülkün nâgâh.

(…)

Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.” [4]


[1] Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan Hüseyin Nihal Atsız 12 Ocak 1905 yılında İstanbul’da doğmuştur. İstanbul Sultanisini bitirmiştir. 1930 yılında Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun olmuştur. 1933 yılından 1952 yılına kadar edebiyat öğretmenliği ve kütüphanecilik görevlerinde bulunmuştur. 1944 yılında Irkçılık – Turancılık davasından tutuklanan Hüseyin Nihal Atsız 1945 yılında serbest kalmıştır. 1964 – 1975 yıllaı arasında Ötüken dergisini çıkarmıştır. Burada yayımladığı yazılar nedeniyle 1973 yılında bir kez daha cezaevine girmiştir. 1974 yılında özel bir afla serbest kalmış, İstanbul’da 11 Aralık 1975 yılında ölmüştür.

[2] Kemal Erol, a.g.m.

[3] M. Akif Ersoy, Safahat, Üçüncü Kitap, Hakkın Sesleri.

[4] Safahat, S. 178-179.