Yorgun savaşçı

Abone Ol

 

Karanlıktı gece,  göz göze geldiğimizde sanki tatlı bir gülümsemeyle salınıyordu yıldızlar… Dik yamaçlardan sarkan kaya parçaları insan siluetiyle heybetini artırıyordu üstümüzde… Yerde ağır adım bastığımız kuru otların çıkardığı sesler gecenin tek melodisiydi…

 

Aladağların Kerdahol zirvesinden hareket ederek Somkaya üs bölgesi üzerinden Tendürek Dağlarına geldiğimizde tan atmak üzereydi. Uzun haftalardan beri tam teçhizat avcı zinciriyle intikal eden tim yorgun düşmüştü. Mola için kanatlardaki gözcülere elimle işaret verdiğimde yurdumun gül yüzlü çocuklarına sevinç hâkimdi. Herkes olduğu yere çökmüştü. Sırtını sipere dayamış Çukurovalı toprağım, Karacaoğlan nefesiyle efkârın deminde yüzüyordu. Duygulu sesi soğuktan somun gibi kızarmış kulak memelerimizi yalıyordu adeta…

 

Yetti mi ola Şam elinin hurması
Çektimi ola ela gözün sürmesi
Bağdatın Basranın telli turnası
Nazlı yardan haber gelmez neyleyim...

 

Sırtımızdaki kampetlerimizi yere sermiş, barbunya pilakilerimizi portatif kaşıklarımızla iştahla yemeye başlamıştık. Bulunduğumuz mevkii itibariyle birliğimiz çok uzaktaydı. Ve sıla özlemi, düşündükçe usul usul dokunuyordu yüreğimize… Avucumuzla yüzümüzü ovaladığımızda anlıyorduk sakallarımızın uzadığını… Postallarımızın içindeki nasırlı ayaklarımıza yapışmış çoraplarımızı çıkartmayalı çok uzun zaman olmuştu. Ve kaşınan sırtımız, kepekleşen saçımız suya hasret kalmıştı… İki parmağımızın arasındaki sigarayı her dudağımıza götürdüğümüzde akordiyon gibi kıvrılan yanağımız ve ciğerlerimizin derin nefes soluyuşu… Ve ağzımızdan derin hayal âlemi eşliğinde çıkan halkalı duman… Bir şafak daha atıyordu ve bir gün daha eksiliyordu sayılı günlerimizden…

 

Gel tezkere, gel tezkere bitsin bu gurbet

Evde baban anan bacın yüzüne hasret

Yolunu gözleyen yarin yüzüne hasret

 

Sönmüş volkanik özelliğe sahip Tendürek Dağlarında akrep kıskacındaydı gölgemiz… El yordamıyla bulduğumuz yassı taşları yastık niyetiyle başımızın altına koymuş, parçalı bulutlu gökyüzünün altında memleketimizin huzurlu gelecek günlerini düşlüyorduk. Yaşadığımız zaman süreci film şeridi gibi gözlerimizin önünden geçiyordu. Nedense o an, Sarıkamış sırtlarında eksi kırk derece soğuğa ve düşmana karşı direnirken şehit düşen sadece ismini bildiğim büyük dedem gelmişti aklıma… Sanki geniş omuzları ve aksakalıyla karşımızdaki kayalıklara oturmuş bize gülümsüyor gibiydi.

 

Alaca şafağın mülayim büyüsü kurşun sesleriyle bozuldu. Gökten düşen meteor taşları gibi izli mermiler yağıyordu üzerimize… Eğitim alanlarında eziyet olarak gördüğümüz alçak sürünmenin faydasını yeni kavrıyordum. Hepimiz bir kayanın duldasına uzanmış, gelişigüzel tetiğe basıyorduk. Belli ki, gafil avlanmıştık. Ortalık toz duman bulutu ve barut kokusundaydı toprak… Neden sonra başımı çevirdiğimde, sağ omuz tarafıma mevzilenmiş yanık sesli Çukurovalının yere düştüğünü gördüm. Başındaki beresi bir tarafa, silahı bir tarafa savrulmuştu. Koca bir çınar gibi upuzun yerde yatıyordu. Yanına varıp da başını kaldırdığımda, gözleri hala açık ve kan sızan dudakları şahadetini mırıldanır gibiydi. Kollarımla vücudunu kavrayıp göğsüme yasladığımda, Hakka teslimiyetin huşuluğu içindeydi. Eğilip de öperken, gözlerimden süzülen bir damla yaşın düştüğü pak alnı ve tezkere almışçasına gülümseyen elma yanak yüzüne sıçrayan al kanı şehitliğin nişanesiydi.

 

Bir kurşun yankılanır Tendürek Dağlarından
Acımasız ve hain...
Döne döne gelir bulur hedefini
Amansız bir feryat kopar ardından
Sonra hâki bir çığlık uzanır göğe
Ve bir bere sürüklenir üç adım öteye…

 

Silahlar susmuştu ama içimizdeki çığlık Tendürek Dağlarını kökünden sarsıyordu. Köpüren öfkemizin anaforuna kapılan kuşlar korkudan yükseklerden uçuyordu. İnim inim inliyordu kara toprak, Ay üzüntüsünden perçemli yüzünü gizliyordu.

 

Telsiz mülakatları sonunda bir helikopter güneşin doğuşuyla yanımızdaki düzlüğe iniyordu. Son kez tek vücut, tek yürek helalleştiğimiz Yorgun savaşçı; ebedi istirahatı için gökyüzünde bir yıldız gibi kollarımızdan kayıp gidiyordu.

 

"Vatan borcu namus borcudur" diyerek  yurdumun dağlarında gururla taşıdığı al bayrağa, şimdi suskun ve mütebessüm sarılarak gidiyordu…Türküsü yarım kalmıştı oysa…Yüreğimize uzun havaların acısını ekip gidiyordu...

 

Güle güle Çukurovalım… Ruhun şad olsun…

 

{ "vars": { "account": "UA-91479741-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }