Yiğide Soğan, Geleceğe Mayın !

Abone Ol
Sorunlarını hasıraltı etme ustalığı gelişmiştir Türkiye’de ! Kuşakların, sorunları büyüterek miras bıraktığı günümüzde, hep aynı klişelerin esaretinde, derin uyku haliyle hepimiz “hipnotize” edilmiş durumdayız! Ülke yönetiminin bir kenara bırakılıp, seçim kazanma moduyla uzaya gönderilen uçuyoruz nidaları ve halüsinasyon halini almış komik korkularla bezenmiş laf ebelikleriyle şekillenen siyasetin geldiği noktada, ivedilikle dağıtılan soğanlar burunlara tutulmalı!
Devlet ciddiyetinin derin yara aldığı, menfaat birlikteliklerinin güç birliği, sorumluluk bileşenlerinin tebaasına yaranma uğraşları gibi faktörlerin, devinim halindeki oburlaşmaya sebep olduğu kanıtlanmış durumda! Temel sorunların sürekli sonraki iktidara, daha çetrefilli halde miras bırakıldığı yakın tarih Türkiye de, giderek artan sorunlar ile birlikte, gelişen ülkelerin silikleşen adımlarını, mikroskopla arıyoruz. Dış güvensizlik, ortak kimlikler ve bileşenler arası kutuplaşma ile ilgili geliştirilen refleksler, giderek ülkenin enerjisini tüketmekte, sorumluluk makamındakilerde, gelişiyoruz ayağına atılan nutuklara nispet, soğan patates dağıtmakla meşkul !
Yiğidin soğanla susturulduğu bu dönemde, liyakatsiz atamalar ile gelecek nesillerin beynine yerleştirilen mayınlar, biriken sorunların enerjisiyle patlamakta, çağın gerisinde kalan ülke, -ne yaparsa yapsın- yeni nesillere heyecan vermemektedir. Umutları uğruna gözleri kan çanağına dönen bilim insanlarının yerine şaklabanlar el üstünde tutulmakta, donanımlı insanlara AMİR diye okuma sorunu olan, yerleşik düzen amigoları getirilmekte! Tezgahaltı tüccar marifetleriyle ülkeye biçilen rolün katkılarıyla, eğitiminden ekonomisine ve sağlığına yeni sorunlar eklenmekte, artan nüfusla beraber, kişilere yeni miraslar bırakılmakta! Kafası kesik tavuk misali, yalpalaya yalpalaya gün geçirme politikalarıyla hayali hizmetler pazarlanıp, uçuyoruz nidalarına ödül olarak da “patates” verilmekte!
Sorgu kanallarının kapatıldığı, eleştiri kültürünün terörize edildiği, beceriksizliklerin vatan edebiyatı soslarıyla örtüldüğü günümüzde, devlet ciddiyetinin yerle bir edildiği gerçeği, gün gelecek üçünde dünya ülkeleri arasında “kümede kalma yarışı” vereceğimiz anlamına gelmektedir. Devlet ciddiyeti ve dilinin yerine, magandavari cevaplarla devletin yerleşmiş adabını cehaletin ayakları altında ezen, geçmişi buhranlı ve öfkeli tipolojiler gün geçtikçe, deli cesaretleriyle pervasızlaşmakta, itiraz edenler ise kahkahalar eşliğinde cehaletin kollarında rezil olmakta! Ne acı...
Yıllık gelirleriyle ömürlerini refah içinde geçiren ülkelerle kıyas yapıldığında, bu günün hamdolsun uçuyoruz misyon sahiplerinin durduğu nokta ibret verici. Devletin topluma ve bireye saygılı olduğu ve hesap verdiği bir rejimin gerekliliği bu kadar elzemken, giderek otoriterleşip, herkesten hesap soran bir oluşuma dönmesi tabi ki umutları kırıcı. Gelişmiş ülkelerle insanlar kendi hayatını kıyaslarken eksiklerini görecek ve hayali uçuyoruz paranoyalarına tabi ki ironiyle yaklaşacaktır. Devleti geçici süreyle yönetme hakkını elde eden siyasi partilerin, kendini devlet yerine koyup tüm kimliklerin özelliklerini kışkırtmaya girişmesi, devlete olan aidiyetlere zarar verecek, nihayetinde geleceğe yeni sorunlar miras bırakılacaktır. Bu gün kalitesizleşme emarelerinin tüm kurum ve kuruluşlarda alenileşmesi karşısında nutku sıyrılan insanların, azınlıktan çoğunluğa doğru gidişi bir işaret olarak alınabilir. Bunun karşısında devlet ciddiyetinin tüm kurumlarda uygulanışı denetimlerle sağlanmalı sistemi laçkalaştıran kim varsa hukukla kulağından tutup kapının önüne konmalıdır.
Sorumluluk makamından, soğan patates dağıtımı yapılacağına, ortak kimlikler tesis edilip, ülkenin demokratikleştirilmesi yolundaki engeller kaldırılmalıdır. Sorunların MİRAS bırakılmasına son verilmeli,devlet ciddiyeti getirilmeli, liyakatin önemi icraatlarla vurgulanmalı, nihayetinde devletin kimsenin ŞİRKETİ olmadığı gösterilmelidir.
DİPNOT:
İskoçya’da Fleming adında yoksul bir çiftçi yaşıyordu. Bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Beline kadar bataklığa batmış bir çocuğun kurtulmak için çırpınıp durduğunu gördü. Küçük çocuk korkuyla bağırıyor, yardım istiyordu. Fleming, çocuğu bataklıktan çıkardı ve acılı bir ölümden kurtardı. Ertesi gün Fleming’in evinin önüne gösterişli bir araba yanaştı. Arabadan iyi giyimli bir aristokrat indi. Kendisini çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı. “Oğlumu kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum.” dedi. Yoksul ve onurlu Fleming; “Kabul edemem!” diyerek ödülü geri çevirdi.
Tam bu sırada kapıya babasının yanına çıkmış olan çiftçinin küçük oğlunu gördü. “Bu senin oğlun mu?” diye sordu aristokrat. Çiftçi, oğlu olduğunu söyledi. Bunun üzerine aristokrat devam etti: “Gel seninle bir anlaşma yapalım. Oğlunu benim yanıma ver, onun iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri babasına benziyorsa ileride gurur duyacağın bir kişi olur.” Sonuçta yoksul çiftçi Fleming’in oğlu aristokratın desteğinde eğitim gördü. Aradan yıllar geçti. O küçük çocuk büyüdü ve Londra’daki St. Mary’s Hospital Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. O, tüm dünyaya adını penisilini bulan kişi olarak duyuran Sir Alexander Fleming idi. Bir zaman sonra aristokratın oğlu zatürreeye yakalandı. Onu ne mi kurtardı? Penisilin! Aristokratın adı Lord Randolp Churchill, oğlunun adı ise Sir Winston Churchill idi.
Geleceğe “bataklık” miras bırakılmamalı!