Urfalı Mateos’un Vekayinamesinde Araban, Keysun ve Besni (XIII)

Abone Ol

(12 Şubat 1149-11 Şubat 1150) tarihinde Aynı yılın Pentecote yortusu günü (22 Mayıs), herkes Mukaddes Ruh’un gelmesini beklerken Sultan Mesud, muazzam bir ordunun başında olduğu halde ilerledi. Çan sesleri kılıçların şakırtısı ve binlerce mızrağın çıkardığı gürültü, Keysun şehrinde bulunan ve bunları gören bizleri büyük korku içine düşürdü. Şehir halkı, Mesud’la oğlunun korkusundan onlardan yeminli teminat aldıktan sonra şehri derhal teslim ettiler.

Sekiz gün sonra çok müstahkem bir mevki olan Behesni, dört gün sonra da meşhur Raban (Araban) şehri teslim oldular.

Mesud, oradan bir sene evvel tahrip etmiş olduğu Tılbaşar taraflarına yürüdü. O, günlerce orada kaldı ise de orayı zapta muvaffak olamadı. Çünkü kontun oğlu şehirde bulunup babasının askerleriyle beraber kuvvetli bir mukavemet gösterdi. Müslümanlar bütün gayretlerini sarf ettiler ve türlü makinelerle hücumlar yaptılar ise de halk, kontun oğlu ile müttefiken cesaretle mukabelede bulundu.[1] Sultan Mesud, bu muvaffakiyetsizlikten dolayı çok mükedder olduğu halde kendi memleketine döndü. O, Hıristiyanların elinden almış olduğu memleketleri, kendisine halef olacak olan oğlu (İzzettin) Kılıçaslan’a verdi.

 

[1] Mesud’un yapmış olduğu bu sefer, Ebû’l-Farac tarafından şu suretle nakledilmiştir:

“Grek takviminin 1461’inci yılında (1149-1150), Keysun halkı, Türklerin büyük kuvvetini görünce piskopos Marloannes’i Mesud’un yanına gönderdiler ve şehirde bulunan Frankların sağ ve salim olarak Ayintab’a çekilebilmeleri hususunda anlaştılar. Bu anlaşma tatbik edildikten sonra halk, şehri Sultana teslim etti. Mesud, bu suretle Keysun, Behesni, Raban, Farsan (Merzuban) ve Maraş’ı ele geçirmiştir. Sultan Telbaşer’ı muhasara ettiği esnada damadı Nureddin onun yanına gelmiştir. Mesud bu müstahkem mevkiyi zapt edemeyip oradan çekilmiştir. Bunun üzerin Kudüs kralı, Josselin’in karısı ile çocuklarını ve orada bulunan diğer Frankları Telbaşer’den çıkarıp Kudüs’e götürmüştür. Kral, Ayintab ve Azaz’da yaptığı gibi, Telbaşer’de de bir muhafız kıtası bırakmıştır. Fakat Nureddin’in hücumlarına ve açlığa maruz kalan bu garnizon mevkii, muhasara edilmeden Nureddin’e teslim etmiştir” (“Chron. suy.” , s. 344-345). (ED DULAURIER).