Urfalı Mateos Vekayinamesinde Samsat, Harran, Urfa (IX)

Abone Ol

(22 Şubat 1110-21 Şubat 1111 ) tarihi başlangıcında Urfa kontu, Tancrede’e karşı tekrar harp etmeye karar verdi. Tancrede’den çok nefret etmekte olan Baudoin ve Josselin, bir Hristiyan’a yakışmayan bir plan tanzim ettiler. Onlar, Musul’a adam gönderip merhametsiz bir muharip olan İran spasaları Memdud’u[1] yardıma çağırdılar.

Bu daveti memnuniyetle kabul eden Memdud, bütün Türk askerlerini toplayıp büyük bir ordu ile beraber hareket etti ve Haran topraklarına geldi. Memdud, Urfa kontunu yanına çağırdı, fakat o, korkarak bu Müslümanın yanına gitmedi. Memdud, aldanmış olduğunu anlayınca Urfa’ya karşı yürüdü. Bunun üzerine Baudoin, Kudüs kralını acilen yanma çağırmak üzere oraya adam gönderdi. Kudüs kralı, bu sırada bütün Frank askerleriyle beraber Okyanus denizinin kıyısında bulunan Beyrut şehrinin muhasarasıyla meşguldü. Bu işler yapılmakta iken emir Memdud, büyük ordusuyla beraber gelip Urfa’nın geniş ovasını askerleriyle kapladı. O, şehri her taraftan kuşattı ve dağlarla tepeleri askerle doldurdu.

Bütün Şark, onun etrafına toplanmıştı. Halk kâmilen kaçtı, memleket ıssız bir hale geldi, muhasara edilenler de büyük bir korku ile sarsılmış kaldılar. Urfa şehri, yüz gün çok tehlikeli ve dehşetle dolu bir durum içinde kaldı. Onlar devamlı hücumlara karşı yaptıkları ümitsiz bir mukavemetten dolayı esasen bitap bir hale gelmişken açlık felaketi de baş göstermeğe başlamıştı. Çünkü muhasara eden askerlerin çokluğundan, şehre girip çıkmak imkânsız olmuştu ve düşmanın eline gecen derhal öldürülüyordu.

Şehrin etrafı cesetle yığılı idi, bütün mıntıka kâmilen yanmış ve hiçbir mamur yer kalmamıştı.

Memdud bunları Şark emiri Süleyman’ın[2] emri mucibince yapmıştır. O, şehrin haricinde bulunan bahçeleri kâmilen tahrip etti ve dağlarda bulunan bütün manastırları temelinden yıktırdı. İşte Urfa şehri böyle bir felaket içinde bulunuyordu.

Fakat bütün bunlarla beraber Beyrut şehri, Allah’ın yardımıyla Müslümanların elinden alındı. Halk kılıçtan geçirildi ve Frank askerleri ganimetle doydu. Josselin, Beyrut’un zaptına iştirak etmiş olup büyük kahramanlıklar göstermişti.

Bundan sonra bütün ordu, Kudüs kralı ve Trablus kontu Bertrand da dahil olmak üzere Urfa’nın yardımına gelmek için hareket etti. Onlar, Antakya’ya Tancrede’in yanına gelip onu ısrarla Urfa’nın yardımına gelmeye razı ettiler. Sonra Ermeni prensi Vasil’in yanına geldiler. O da bütün askerlerini hazırlayıp Samusat’a geldi. Meşhur “Bir”[3] şehrinde oturmakta olan Ermeni şefi Apılgarip de askerleriyle beraber onların arkasından geldi. Bu suretle teşekkül etmiş olan muazzam ordu Urfa topraklarına geldi. Bunu haber alan Türk spasaları Memdud, ordusunu alıp Haran şehrine gitti. Bu sırada Frank ordusu da Urfa’ya vardı ve şehrin kapısı önünde karargâh kurdu. Ertesi gün sabah erken, onlar hep birden muharebeye girmeye karar verdiler ve Varak Haçını bir mızrağın ucuna geçirmiş oldukları halde askerlerin önünden taşıdılar.

Türkler ise bu esnada Haran şehrinin öte tarafına çekilmiş bulunuyorlardı. Onlar, bu suretle Frankları, kendilerine yabancı olan bir memlekete sürüklemek istiyorlardı. Onlar, aynı zamanda Haran’da birçok pusu kurmuşlardı. Türklerin hilekârlığını anlamış olan Frank kumandanları, geri çekilip Müslüman topraklarında bulunan Şenav[4] metin kalesinin önünde karargah kurdular ve kaleye karşı şiddetli hücumlarda bulundular. Bu esnada Tancrede, diğer kumandanların kendisine karşı besledikleri fena niyetleri haber alıp kendi askerlerini alarak Samosat’a çekildi ve Fırat’ın kıyısında durdu. Bunun üzerine bütün Frank askerleri onun arkasından gittiler. Urfalılar ile oraya kapanmış bulunan civar yerlerin halkı, kadın ve çocuklar da dahil oldukları halde hepsi dışarıya çıktılar ve Frankları takip ettiler.

İki Frank bu esnada kötü bir harekette bulundular. Bunlar, Memdud’un yanına gidip Hristiyanlığı inkâr ettiler ve Memdud’a bütün Frank ordusunun kaçmakta olduğunu söylediler.

Memdud, bunu duyunca onları takip etmeye başladı ve Urfa’dan Fırat nehrine kadar olan bütün yerlerin halkını kılıçtan geçirip yeryüzünü kana boyadı. Memdud, Fırat kıyısına gelip korkunç bir katliam icra etti.

Franklar nehrin öbür kıyısına geçmiş bulunuyorlardı. Memdud, koyun sürüleri gibi orada toplanmış olan Hristiyanların üzerine İlahi hiddeti o kadar şiddetle icra etti ki Fırat nehrinin suları kana boyandı. Karşı tarafa geçip kurtulmak için nehre atılan sayısız adam da boğulup telef oldu. Diğerleri kayıklara hücum ediyorlardı.

Herkes hiçbiri şeye bakmadan kayıklara koştuğu için beş altı kayık, adamla dolu olduğu halde battı. O gün bütün Urfa bölgesi ıssız bir virane haline geldi. Bu, eski âlimlerin, “Vay Abgar’m milletine!” diye yazmış oldukları kehanete göre olmuştur.

Fırat’ın karşı kıyısında bulunan Frank askerleri, Hristiyanların bu akıbetini görüyorlar, fakat hiçbiri yardımda bulunamadıkları için ağlıyorlardı.

Memdud büyük zaferle Haran’a gitti. Oradan da sayısız esir ve ganimetle beraber kendi memleketine döndü. Şarkın büyük emiri Süleyman, emir Balak’ı[5] tutup zincirle bağladı ve onu Taron’un Aidzyatz kalesinde hapsetti. Frank askerleri ise mahcup bir vaziyette oldukları halde her biri kendi mıntıkasına döndü. Çünkü onlar, Hristiyanları kurtarmak şöyle dursun, onların mahvına sebep olmuşlardı.

Hazreti İsa’nın kahraman askeri olan Tancrede, asker toplayıp Halep eyaletine gitti ve Tereb denilen müstahkem şehre hücum etti. Tancrede, burasını günlerce muhasara altında tuttuktan sonra zapt etti, fakat kimseye bir fenalık yapmadı.

 

[1] Altın-Tekin veya Altm-Taş’ın oğlu Şeref-eddola Mavdud, Muhammed Tapar’ın ordu Icumandanı idi. O, bu hükümdar tarafından MusûFü zaptetmek üzre Gavali’ye karşı sevkedilmişti. Mavdud, bu şehri, Hicrî 50a

yıhnın Safer ayında ( = Eylül-Birinci Teşrin 1108) zaptetmiştir. Bk. Ebû’Ifcda, “ Ann.” , c. UUn, s. 378 ve 38a. Guillaume de Tyr, bu generalin adını “ Menduc” , Albert d'Aix de “Malducus” şekilleriyle kaydetmişlerdir. O,

“ Usfasalar” veya “Asbasalar” unvanını haizdi. M. nes Sla, İbn-Khallikân tercümesinde bu unvanı “ Commander of the troops” (askeri kumandan) diye müphem bir surette izah etmiştir. Bu unvanın harfiyen ifade ettiği mâna

“ suvâri kumandanı” dır.

[2] Ed. Dulaurier, haşiye olarak bununla Sultan Muhammed Tapar'ın ima edildiğini yazmıştır. Fakat Fransız âlimi, 7 numaralı haşiyesinde de bunun, Khılat (Ahlat) emîri Sukman el-Kutbi olduğunu yazmıştır. Her halde Urfalı Mateos, “ Şark emîri^’ tabiriyle tek bir adamdan bahsetmiştir (Çeviren).

[3] Bir (Arapça Bireh), Fırat’ın şark kıyısında ve Haran’ın şimali garbisinde Mezopotamya’nın müstahkem yerlerinden biri idi (ED. DULAURlER).

[4] Şenav, Haran’ın şimali şarkîsinde, üç saatlik yol uzaklığında bulunan müstahkem bir mevkidir. O zaman bu kalenin sahibi olan Arap emirinin adı Mâni idi ki Mateos bu ismi Mni olarak kaydetmiştir (ED. DULAURIER).

[5] Artuk’un oğlu Behram’ın oğlu Nuruddevle Balak, önce Suruç kalesini elinde tutmuş bulunuyordu ki Baudoin bu kaleyi onun elinden almıştır. Balak, daha sonra Hicri 517 ( M 1123) tarihinde, kendi amcazadesi olan Süleyman’ın elinden Haleb’i almıştır. O, ertesi sene Hassan adlı bir emire ait olan Membic’i muhasara etmiştir.

Guillaume de Tyr’in hikaye ettiğine göre bu şehir, Urfa kontu büyük Josselin’in topraklarının yakınında bulunduğu için Frank şefi, derhal Antakya’nın ve kendi devletinin askerlerini alıp Membic’e doğru yürümüştür. Vukubulan şiddetli bir muharebede Balak, Josselin tarafından öldürüldü.

Bu eserin CCXL. Faslında Balak’ın ölümüne dair okuduğumuz hikaye, Guillaume de Tyr’inkinden büsbütün başka bir surette, fakat Arap müelliflerininkine uygun bir şekildedir. Urfalı Mateos, “ Şarkın büyük emiri” tabiriyle Ahlat emiri Sukman el-Kutbi’yi ima etmiştir. Taron memleketiyle Balak’ın hapsedildiği Aidyatz kalesi buna aitti (ED. DULAURIER).