Ümmet uyanmazsa hepimiz kaybedeceğiz

Abone Ol

Bazen insanın içini yakan sorular vardır. Cevabını bilsek de yüzleşmek istemeyiz. İşte bugün o sorulardan biriyle karşı karşıyayız:
Biz gerçekten aynı ümmet miyiz?

Ortadoğu’da Müslüman olmak, Osmanlı sonrası dönemde sadece bir inanç kimliği değil; ağır bir siyasi ve toplumsal imtihan hâline geldi. Bir zamanlar aynı kıbleye yönelen milletler, cetvelle çizilmiş sınırların arasına sıkıştırıldı. Coğrafyalar bölündü, kalpler ayrıldı. Kardeşlik zayıfladı, güvensizlik büyüdü.

Bugün Irak’a bakıyoruz. Yıllarca ülkeyi yöneten Saddam Hussein devrildi; fakat beklenen huzur ve istikrar bir türlü gelmedi. Devlet yıkıldı, toplum parçalandı, kaos uzun yıllar devam etti.

Mısır’da halkın oylarıyla iktidara gelen Mohamed Morsi kısa süre sonra askerî bir darbeyle görevden uzaklaştırıldı. Sandıkla gelen irade, sandık dışı yollarla sona erdirildi.

Libya’da yıllarca ülkeyi yöneten Muammar Gaddafi devrildi; fakat ardından kalıcı bir istikrar kurulamadı. Suriye ise yıllardır süren savaşın derin yaralarını taşıyor. Şimdi gözler İran’a çevrilmiş durumda. Değişen isimler, değişen yüzler var; fakat değişmeyen bir senaryo.

Bu tabloyu sadece dış güçlerin planlarıyla açıklamak kolaydır. Zor olan, aynaya bakmaktır. Çünkü en büyük zayıflığımız dağınıklığımızdır. Mezhep ayrılıkları, siyasi hesaplar ve korkular; ümmet bilincini parçaladı. Oysa tarih boyunca zalimler, en çok Müslümanların birbirinden kopuşundan güç aldı.

Gazze’de hayatını kaybeden çocuklar yalnızca bir coğrafyanın evladı değil; ümmetin evlatlarıdır. Bombalar altında can veren kadınlar, yaşlılar ve gençler sadece bir ülkenin meselesi değildir. Akan her masum kan, bizim vicdanımıza da yazılıyor.

Belki de en sarsıcı cümle, küçük bir Filistinli kızın sözleriydi:
“Sizi Peygamber’e (S.A.V) şikâyet edeceğim.”

Bu cümle bir çocuğun öfkesi değil; bir ümmetin suskunluğuna tutulmuş aynadır. Asıl soru şu: O şikâyetin muhatabı kim?

Kur’an mücadeleden söz eder. Zor olanın nefse ağır gelebileceğini bildirir. Ancak tarih gösteriyor ki rahatına düşkün toplumlar asla ayağa kalkamaz. Bir dava uğruna bedel ödemeyi göze alamayanlar, zamanla o davayı da kaybeder.

Bugün belki de en büyük tehlike, zalimin zulmü değil; Müslümanın zalime karşı sessizliğidir. Çünkü zulmü büyüten çoğu zaman zalim değil, susan kalabalıklardır.

İslam dünyası ortak bir irade ortaya koyamadıkça, başkalarının senaryolarında figüran olmaya devam edecektir. Parçalanmış bir ümmet, her zaman küresel hesapların en kolay hedefidir.

Artık mesele sadece siyaset değil; vicdan meselesidir.
Sadece sınırlar değil; kalpler meselesidir.
Sadece bugünü değil; yarını da ilgilendiren bir bilinç meselesidir.

Rabbim bu millete ve bütün İslam âlemine basiret, feraset ve birlik nasip etsin. Türkiye’mize güç, dirayet ve adalet üzere bir duruş ihsan etsin.

Çünkü eğer ümmet uyanmazsa, hepimiz kaybedeceğiz.

{ "vars": { "account": "UA-91479741-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }