İnsan böyle günlerde ister istemez biraz daha içine dönüyor. Haftanın telaşı bir kenara çekiliyor, kalbin sesi biraz daha belirginleşiyor. Belki de bu yüzden cuma günlerini seviyorum. İnsana yalnızca durmayı değil, kendine bakmayı da hatırlatıyor.
Geçen gün dükkânın önünde bir kedi uyuyordu.
İnsanların ayak sesleri yaklaştıkça başını kaldırıyor, etrafına ürkek gözlerle bakıyor, sonra yeniden kıvrılıp uyumaya çalışıyordu. O an içimden tek bir düşünce geçti:
Bir canın bizden korkmadan yaşayabildiği bir dünya neden kuramadık?
Son zamanlarda kendime en çok sorduğum soru bu.
Bize ne oldu?
Teknolojimiz gelişti. Şehirlerimiz büyüdü. Bilgimiz arttı. Dünyanın öbür ucundaki bir habere saniyeler içinde ulaşabiliyoruz. Ama bütün bunların arasında sanki sessizce kaybettiğimiz bir şey var.
Merhamet…
Tasavvuf büyüklerinin eserlerini okudukça fark ettiğim en önemli hakikatlerden biri şu oldu:
İnsan, kalbi kadar insandır.
Kalp genişledikçe merhamet de genişliyor. Kalp daraldıkça dünya yalnızca "ben"den ibaret kalıyor.
Gecelerimin sessizliğinde okuduğum gönül insanlarının eserlerinde beni en çok etkileyen şey, bilgi değil; merhametin insandaki yeri oldu. Çünkü hepsi aynı kapıyı işaret ediyor: Önce kendini tanı, sonra Yaratan'ın yarattığı her cana rahmet nazarıyla bak.
Belki de merhamet, kalbin en sessiz ibadetidir.
Dikkat ediyorum…
Bir köpek sahibini yıllarca bekliyor.
Bir kuş, yavrusuna yem taşıyor.
Bir kedi, yavrusunu dişlerinin arasında incitmeden güvenli bir yere götürüyor.
Onlara bunu öğreten bir okul olmadı.
Bir kitap okumadılar.
Bir konferans dinlemediler.
Yaratılışlarındaki merhameti korudular.
Biz ise aklımızla övünürken bazen kalbimizi ihmal ettik.
Oysa bize emanet edilen yalnızca dünya değildi.
Birbirimizdik.
Ağaçlardı.
Çiçeklerdi.
Denizlerdi.
Balıklardı.
Kuşlardı.
Kedilerdi.
Köpeklerdi…
Yeryüzünde nefes alan her candı.
Yaratan insanı eşref-i mahlûkat olarak yarattı. Ama bu üstünlük, hükmetmek için değil; koruyabilmek, şefkat gösterebilmek ve emanetin hakkını verebilmek içindi.
Belki de insanın büyüklüğü, güçlü olmasında değil; güçsüz bir canın kendisini yanında güvende hissetmesindedir.
Ben artık bir insanı tanımaya çalışırken yalnızca söylediklerine kulak vermiyorum.
Doğaya, bitkilere, sokağına, hayvanlara nasıl baktığına da bakıyorum.
Çünkü bazen insanın dili susar; ama merhameti konuşur.
Tasavvuf bana şunu öğretti:
İnsan olmak, yalnızca konuşabilmek değildir.
İnsan olmak, Allah'ın yarattığı her varlığa rahmet nazarıyla bakabilmektir.
Belki de yeryüzünde bırakacağımız en güzel iz; arkamızdan söylenecek övgüler değil, bizden korkmadan yanımıza yaklaşabilen bir canlının sessiz duasıdır.
Bugün Cuma…
Belki bugünün en güzel ibadetlerinden biri, yalnızca bir insanın değil; bir kuşun, bir kedinin, bir köpeğin yada bir ağacın, bir çiçeğin de yüreğine dokunabilmektir.
Çünkü merhamet, insanın Rabbine en çok yaklaştığı yerdir.
Hayırlı cumalar;
Sevgilerimle;