“O sözünü bitirdiğinde gölden bir balık zıpladı gökyüzüne. Ormandaki bir inanışa göre gölden gökyüzüne zıplayan ve geri düşmeyen balık, onu görenlerin cesaretini artırır, umutsuzluğunu azaltırdı. İkisi de balığa ve gökyüzüne bunu bilmeden baktılar. Ve o an içlerinde bir umut belirdi. İkisi de buna şaşırdı.”
Alıntı Mine Söğüt “Ormandaki Kalpsiz Ceylan “syf.49
“Göl kıyısından ayrılıp yollarda rastladıkları çalıların yemişlerini yiye yiye nihayet ormandan çıkan Mantıklı ile Ceylan geniş bir vadiye vardılar. Vadinin içinden bir dere akıyor ve kenarındaki söğütlerin dalları suya sarkıyordu. Köylüler vadinin bereketli topraklarında çeşitli sebzeler ve tahıllar yetiştiriyordu. Toprak ustalıkla irili ufaklı parsellere bölünmüş, her parsele farklı bir şey ekilmişti. Vadi uzaktan bakıldığında usta bir ressamın fırçasıyla renklendirilmiş muhteşem bir resim gibiydi. Sarıdan yeşile, yeşilden kahverengiye doğru ara ara koyulaşıp açılan renklerin hesapsızca bir araya gelişinden ortaya çıkan görüntü büyülüydü.”
Yine aynı kitaptan alıntı. Syf.51
İşte eş zamanlılıklarımı bana hatırlatan iki alıntı. İkinci kez okuduğum bir kitap ve gündemimle ilgili ayrıntıların nasıl örtüştüğünü dilimin döndüğünce elimin erdiğince anlatmaya çalışacağım. Aslında bu tür deneyimlerimi anlatmakta çok zorlanıyorum. Sözcüklerimin yetersiz kalması yanı sıra bu kadın delirmiş galiba demelerinden korkuyorum. Böyle etiketlenip sonra da baş tacı edilmek ne yazık ki edebiyat dünyasında az rastlanır şeyler değil.
Şimdi gelelim birinci alıntıya… Gökyüzüne fırlayan balıklar oldukça tanıdık geldi bana. Geçtiğimiz hafta sonunda Doktorum Cüneyt Tuğrul’un Eğitim Semineri’ ne katıldım. İki gün hastalıklarımızla ilgili bilgilendirilirken bir yandan da meditatif çalışmalarla rahatlamayı deneyimledik. İyi geldi. Bu meditatif çalışmalardan birinde ben de böyle gölden fırlayan irili ufaklı bir sürü balık gördüm. Kısmete yordum fakat havada asılı kalınca telâşlandım onlar için suya dönmezlerse ölecekler diye. Halbuki bu kitapta bahsedilen inanışa göre öyle olması umudu besliyormuş, tam da istediğim gibi. Sevindim anlayacağınız umutlarıma dair.
İkinci alıntı ise tam da Mayıs ayı takviminin yaprağının manzarasını anlatıyordu. Yine çok sevindim betimleme yapmaktan kurtulacağım diye. Al sana hazır bilgi, senin adına yapmışlar dedim. Sadece arkasından resmedilmiş bir erkek çocuk kafası koy sağ köşeye olsun bitsin, dedim ve öyle de yapıyorum.
O kafada rahmetli oğlumun kafası olsun dedim. Eee ne de olsa bugün anneler günü değil mi! O kadarcık hakkım olsun. Doktorumun önerisiyle bir meditatif çalışmada da niyetimi şöyle koydum:
“Oğlum benden razıysa ve de benim mutlu olmamdan memnun olacaksa lütfen bir işaret göndersin,” dedim.
Meditasyon esnasında bir demet rengârenk çiçek verildi bana. Demet o kadar tanıdık geldi ki meditasyondan sonra düşündüm durdum ben bunu nereden biliyorum diye. Buldum da. İzmir Atatürk İl Halk Kütüphanesi’nde bir atölye çalışmasında yaptığım çalışmada boyadığım çiçek demetiydi. Daha da anlamlı geldi o zaman ve karar verdim rahatsızlıklarım geçinceye kadar sadece ayda bir kez kütüphanedeki çalışmaya gideceğim. Orada olmak bana iyi geliyor ve iyi gelmeye devam edecek demek ki dedim içsel olarak.
Benim cephemde işler böyle sürüp gidiyor şimdilik. Yıllarca susturduğum iç sesimi dinlemeye, duymaya ve hatırlamaya çalışıyorum. Ya sizde işler nasıl gidiyor? Hadi gelin yorumlarda buluşalım. Dedim demesine de var mısınız yok musunuz varlığını bilemediğim okurlarım bir de sizin için alıntı yapayım Leylâ Erbil’den. Yazarın ”Kalan” adlı eseri syf.28:
“…..
ah sevgili okurlarım var mısınız yok musunuz bilemediğim varsanız sevgili okurlarım
görüyorsunuz ya dizginleyemediğim bir beyne sahip olduğumu
biraz da bilerek ya da isteyerek ama durdurmak için bu beyni
doktorum ilâçla boğmak istiyor onun her hücresini
ama ben gene de
sınır tanımayan sorunlu bir beyne bırakmaya çalışacağım
kızgın kum üstünde sıçrayan bir çift çıplak ayak gibi
bu metni ondan gizli
caddebostan reşit bey plajı’nın ateşten kumlarında
reşit bey’in tkp’li ve hapiste olduğunu öğreneceğiz sonradan şimdi küçüğüz küçücüğüz ağustos sıcağı yerde
bekletiyorum sizi konuyu tamamlamaktan âcizce
ama olsun alışığızdır biz türkler ve kürtler ve tüm
yabancıları
bu ülkede yaşayanların
bekletilmeye kuyruklarında başımızdaki heyulaların
neyse işte
siz de bekleyin biraz
dönüyorum asıl konuma
…..”
Sahi asıl konu neydi!?
Şaka bir yana, Haziran ayı bekle bizi diyorum ve sevgilerimi iletiyorum. Orda olduğunuzu biliyorum. Teşekkürler.