Kültürümüzü Yerle Yeksan Ettiler

Abone Ol

             Her halimizle kültürel bir yozlaşmaya ve dejenerasyona doğru koşar adım ilerliyoruz. Ne yaparsak yapalım, bir türlü de bunun önüne geçemiyoruz. Bir ur gibi tüm hayatımıza yerleşmiş, bizi kollarıyla sarıp sarmalamış durumda. Hayatımızın her alanına müdahale dilmiş olarak, bizleri tamamen savunmasız ve korumasız bırakmış durumda bir süreç yaşıyoruz. Nereye devam eder, nasıl sonuçlanır, neler mal olur, hiç ama hiç hesabını yapmıyoruz, yapamıyoruz. Tamamen uyuşmuş vaziyette bir türlü bulunmuş ortamda hareket edemiyoruz.

Özellikle hayatımızda, odamızın başköşesine oturttuğumuz baş belası televizyon kanallarının çokluğu, özelliği, kural tanımazlığı neticesinde, seyrinden kendimizi alamadığımız filmlerdeki, dizilerdeki, bilinçaltına yerleştirmekteki tüm maharetlerini ortaya koydukları sahnelere karşı, bir türlü tepkimizi, şikâyetimizi, hoşnutsuzluğumuzu ortaya koyamıyoruz.

Ne örf kaldı, ne adet kaldı, ne de ananelerimiz, hepsi yerle yeksan oldu. İnanç ve maneviyat ile dinin hassasiyetlerimiz tuz-buz oldu ve tabiri caizse, bir açılmamak üzere rafa kaldırılmış durumda. Bu gidişle, galiba o tozlu raflardan da inmeyecek gibi de görünüyor. Bunun için bazı toplum mühendisleri var güçleriyle çalışıyor, ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Mekânlarımızın en ücra köşelerine, yatak odalarına kadar müdahale eder hale geldiler. Özümüze aykırı bir yaşam tarzını bize model gibi kabullendirmeye çalışıyorlar. Bütün değerlerimizin, kültürel geçmişimizin ve geleceğimizin temeline bomba koydular, fitili ateşlenmiş her an patlamaya hazır bir dinamit haline getirdiler.

Azıcık beyni çalışan, azıcık dini hassasiyetleri ve inancı olan insanın asla kabul edemeyeceği şekilde bir kültürel yozlaşma söz konusu. Sürekli batı kendimize örnek almaya çalışırken, teknolojik olarak yetişmeye çalışalım derken, nasıl oluyorsa, hep her türlü yozlaşmalarına maruz kalıyoruz ve bir türlü bunun önüne geçemiyoruz.

Kültürel yozlaşma konusunda topyekûn toplumu rehabilite etme, dışarıdan gelen tehlikeleri bütünüyle filtreleme mekanizması oluşturma söz konusu olamadığından; yıllardır hep dışarıdan gelen kültürel bombardımana mazur kalmışızdır. Bu öyle hat safhaya ulaşmış ki, artık halimizle bedenen, fizikken, giyim, kuşamda, hatta fikren ve zikren bile Avrupai yaşam tarzına ve kültürüne uymayı artık kanıksamıyor, kabulleniyoruz. Artık, yazdıklarımızın, konuştuklarımızın, yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz, seyrettiğimiz hiçbir şeyin Avrupa’dan farkı kalmadı. Yani bire bir entegre olduk, hem de en alasından.

Son zamanlarda TV dizilerimizle övünüyoruz dışarıda seyrediliyoruz diye. Zaten biz onların istediği şekilde dizler yapmaya başladık böylece onlara ne kadar benzediğimizi ifşa etmiş olduk. Onların da istediği bu zaten!.. Yoksa o dizlerin bizim sosyal yaşantımıza ne kadar/kadarını yansıtıyor ki?

Kimin eli kimin cebinde, kim kimin kucağında belli değilken, bizde de ensest (aile içi çarpık ilişkiler) ilişkiler çoğalmaya başladığı görülüyor.

Kapının eşiğinde ayakkabılarımızı çıkartan bir kültürümüz varken, ne yazık ki bize ters gelen ve ayakkabıyla neredeyse yatağa girecek şekilde bizleri o kültürü yerleştirmeye çalışıyorlar.

Bir kadınla meşru yoldan yaşamak varken, birkaç kadınla yaşayan hatta sevgili olarak aşk yaşayan nice insanların olması gayet doğal karşılanıyor.

Kadınlar adeta bir meta gibi alınıp satılıyor, ekranlardaki evlenme programlarında arzı endam eden bayanlar sözde elektrik alamıyorum gibisinden modern bir hayat görüntüsü verdiklerini düşünerek, topluma kötü örnek ve rezilce bir model oluyorlar.

Dizlerdeki bayanlar, evli olmalarına rağmen, sözde rol gereği olmadık kepazeliklerle her türlü rezaleti işlemekten geri kalmıyorlar.

Anneye, babaya asilik, saygı, hürmet değer verme kalmamış, hitapları abes ve özümüze aykırı olmuş durumda.

Yine dizlerde ve müziklerde, kliplerde görüntülerde, erotik ve pornografik özellikler sergileyen yozlaşmış sahnelere işgal edilmiş. Giyim kuşamlar, danslar ve hitaplar anlaşılmaz ve bize inancımıza ve yaşayış tarzımıza yabancı olmuş.

Ne kadar kendimizi seyretmemek için zorlamaya çalışsak da bir türlü yakamızı kurtaramıyoruz. Ev kadınlarımız akşama kadar dizide diziye zapping yaparak, günlerini ve zamanlarını heba etmektedirler.

Aile müessesini mukaddes olmaktan çıkarmalar neticesinde, ortak değerler tükenmiş, aileler dağılmış, boşanmalar artmış, cinnet geçinmeler neticesinde nice kadınları hayatlarına son verilmiştir. Çocuklar sıcak bir aile ortamından uzaklaştırılmış, fuhuş çoğalmış, madde bağımlılığı artmış, uyuşturucu küçük yaşlara kadar inmiş, çocuklar zalim, gaddar, cani…olmuştur. Topyekûn bir toplumsal çürüme söz konusu olduğundan gerek, eğitim, gerekse kültürel bir yozlaşma söz konusudur.

Sormak gerekmez mi? Bunu önlemek için ne yapıyoruz, neler yapılıyor? Nasıl önlemler alınıyor. Herkes üzerine düşeni yapıyor mu? Çözüm önerileri bulmak için geç kalmıyor muyuz?

Belki diyebilirsiniz ki ya da diyebilirler ki, seyretmezsiniz, dinlemezsiniz, görmezsiniz, kendiliğinden hal olur. Peki, yapabiliyor muyuz?

 

Kerim BAYDAK

kbaydak61-artan@hotmail.com

{ "vars": { "account": "UA-91479741-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }