Yıllardır hem sahada hem de yerel basında aynı anlayışı savundum. İktidarın yanlışlarını eleştirirken de, farklı siyasi görüşlere sahip vatandaşlarımızla konuşurken de üslubuma dikkat ettim. Çünkü inandığım bir gerçek var: İnsanları kırarak değil, kazanarak yol alınır.
Siyaset; öfkenin, hakaretin ve kutuplaştırmanın değil, fikirlerin yarıştığı bir alan olmalıdır. Ne yazık ki bugün tam tersini yaşıyoruz. Farklı düşünen insanlar birbirini dinlemek yerine etiketlemeyi, anlamaya çalışmak yerine ötekileştirmeyi tercih ediyor. Sevgi azalıyor, saygı zayıflıyor, hoşgörü ise her geçen gün biraz daha geriye çekiliyor.
Oysa empati, yalnızca bireysel ilişkilerde değil, toplumsal hayatın da temel taşıdır. Karşımızdakinin düşüncesini anlamaya çalışmak, onunla aynı fikirde olmak demek değildir. Ama onu dinleyebilmek, ortak bir zeminde buluşmanın ilk adımıdır. Demokrasi de tam olarak bunu gerektirir.
Tarih boyunca hiçbir kavga kalıcı bir çözüm üretmedi. Sert sözler, öfke ve nefret toplumları birbirine yaklaştırmadı; aksine daha da uzaklaştırdı. Buna karşılık sağduyu, diyalog ve karşılıklı saygı, en derin ayrılıkların bile aşılmasına katkı sağladı.
Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey, daha yüksek sesle konuşmak değil, birbirimizi daha dikkatli dinlemektir. Eleştirelim, sorgulayalım, hesap soralım; ama bunu insan onurunu incitmeden, nezaket sınırlarını aşmadan yapalım. Çünkü seçimler biter, iktidarlar değişir, muhalefet yer değiştirir. Ama bizler aynı sokaklarda yürümeye, aynı şehirde yaşamaya, aynı ülkenin geleceğini birlikte kurmaya devam ederiz.
Toplumu ayakta tutan şey yalnızca hukuk değildir; birbirimize duyduğumuz saygıdır. Fikir ayrılıkları doğal, hatta gereklidir. Ancak bu ayrılıkları düşmanlığa dönüştürdüğümüzde kaybeden sadece siyaset olmaz; kaybeden toplumun tamamı olur.
Ben dün de empatiye inandım, bugün de inanıyorum. Dün de birleştirici bir dil kullandım, bugün de aynı çizgide duruyorum. Çünkü biliyorum ki; kırmanın kolay, onarmanın zor olduğu bir dünyada en büyük cesaret, nezaketi koruyabilmektir.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Sürekli birbirimizi yenmeye çalışırken, kazanan kim olacak? Ya da aslında hep birlikte kaybediyor olabilir miyiz?