KAYBETTİK!

Abone Ol

Biraz da sosyal içerikli konuları kaleme alayım diyorum. “Siyaset olmadan olmaz.” diyeceksiniz. Haklısınız; hayatın her alanına bu kadar sirayet etmişken ondan tamamen uzak durmak mümkün değil. Ama bazen de her şeyi bir kenara bırakıp sadece insanı konuşmak geliyor içimden. Bunu mücadeleyi terk etmek anlamında söylemiyorum. Tam tersine, kaybettiklerimizi hatırlamanın da bir mücadele olduğuna inanıyorum.
Asıl konu başlığıma döneyim…
Evet, ülkemizde çok şey kaybettik.
Sevgiyi kaybettik, hoşgörüyü kaybettik, vicdanımızı kaybettik. Birbirimizi dinlemeyi, anlamayı ve farklı düşüncelere tahammül etmeyi kaybettik. Yolumuzu kaybettik. Bizi böylesine birbirimizden uzaklaştıran nedir? Aynı acılara ağlayan, aynı sofrayı paylaşan insanlar nasıl bu kadar yabancılaştı birbirine?
Hafızamızı da kaybettik. Acılarımızı çabuk unutuyor, ders çıkarmakta zorlanıyoruz. Hekimler, “Güçlü bir hafıza için haftada iki kez balık tüketmek gerekir.” derler. İyi de bugün bunu kaç kişi yapabiliyor? Asıl hafızamızı besleyen, yaşananlardan ders almak ve hataları tekrar etmemektir.
Gençler umudunu kaybetti. Geleceğe güvenle bakamayan, hayallerini başka ülkelerde arayan bir nesil yetişiyor. Oysa bir ülkenin en büyük zenginliği, umudunu koruyan gençleridir.

Ülkenin gelir getiren kurumlarını kaybettik, üretimi kaybettik.
Depremden söz edip moralinizi bozmak istemem ama çoğumuz sevdiklerimizi kaybettik. O büyük acılar hâlâ yüreğimizde tazeliğini koruyor. Hayatın yarına çıkacağımıza dair hiçbir garantisi yokken, bunca öfke, bunca kin, bunca kavga ne için? Kimin kazandığı bir savaş bu?
Yanan ormanlarla birlikte sadece ağaçlarımızı değil, nefesimizi de kaybettik. Güzel doğamızı, temiz havamızı ve geleceğe bırakacağımız en kıymetli mirası tüketiyoruz. Doğayı kaybetmek, aslında kendimizi kaybetmektir.
Belki de en büyük kaybımız, bütün bu kayıpları kanıksamış olmamızdır. Oysa kaybettiğimiz her değeri yeniden kazanmak hâlâ bizim elimizde. Sevgiyle, vicdanla, adaletle, birbirimizi dinleyerek ve yeniden güvenmeyi öğrenerek…
Çünkü bir ülke, sadece yollarıyla, köprüleriyle ya da yüksek binalarıyla ayakta durmaz. Bir ülkeyi ayakta tutan; insanının vicdanı, umudu ve birbirine duyduğu güvendir.
Bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki aslında en çok insanlığımız eksilmiş. Fakat insanlığını yeniden hatırlayan toplumlar, en büyük yıkımlardan bile ayağa kalkmayı başarır.
Belki çok şey kaybettik…
Ama bir gün çocuklarımız bize, “Siz neyi kurtardınız?” diye sorduğunda, başımızı öne eğmeden cevap verebilmeliyiz.
Çünkü geride bırakacağımız en büyük miras; mal, mülk ya da makam değil, vicdanını kaybetmemiş bir toplum olacaktır.
Ve unutmayalım…
Asıl kayıp, kaybettiklerimizi aramaktan vazgeçtiğimiz gün başlar. Kaybettiklerimizi bulmanın zamanı gelmedi mi?

{ "vars": { "account": "UA-91479741-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }