İyiliğin Saflık Sanıldığı Çağ

Abone Ol

Son zamanlarda dikkat ediyor musunuz bilmiyorum ama sanki toplum olarak garip bir noktaya geldik. İyi insan olmak normal olması gerekirken, neredeyse sorgulanır hale geldi. Hatta bazen iyi niyetli insanlar kendi kendilerine dönüp, “Acaba ben mi yanlış yapıyorum?” diye düşünmeye başlıyor.

Çünkü etrafına bakıyor; dürüst olan zorlanıyor, hakkaniyetli davranan kaybediyor gibi görünüyor. İnsanlara iyilik yapan çoğu zaman karşılığını göremiyor. Böyle olunca da ister istemez insanın aklına şu soru geliyor:

“Herkes kendi çıkarını düşünürken ben neden farklı davranıyorum?”

İşin ilginç tarafı, bu sorgulamayı yapanlar genellikle vicdan sahibi insanlar oluyor. Kötülük yapanlar, insanları kullananlar, yalan söyleyenler veya başkasının hakkını yemekten çekinmeyenler ise kendilerini pek sorgulamıyor. Tam tersine, yaptıklarını bir marifetmiş gibi anlatıyorlar. Birilerini kandırınca kendilerini akıllı, bir fırsatı haksız yere ele geçirince kurnaz zannediyorlar.

Birine verdiği sözü tutan insana “saf”, verdiği sözü işine gelince unutan kişiye ise “uyanık” denilmeye başlandı. Oysa bu durum yalnızca kelimelerin yer değiştirmesi değildir; değerlerin de yer değiştirmesidir.

Bu aslında çok üzücü bir tablo. Çünkü toplumun ayakta kalmasını sağlayan şey kurnazlık değil, güvendir. Güven kaybolduğunda dostluk da zarar görür, ticaret de zarar görür, komşuluk da zarar görür. İnsanlar birbirlerine şüpheyle yaklaşmaya başladığında, en büyük kayıp maddi değil manevi olur.

Elbette hayat her zaman adil değil. Bazen gerçekten de kötülük yapanlar kazanıyormuş gibi görünebilir. Haksızlık yapanların ön plana çıktığı, dürüst insanların geri planda kaldığı dönemler olabilir. Fakat insan sadece cebiyle yaşamıyor. Akşam başını yastığa koyduğunda vicdanıyla da baş başa kalıyor. İşte o noktada dürüst yaşamanın değeri ortaya çıkıyor.

Bence bugün ihtiyacımız olan şey, iyiliği saflık olarak görmekten vazgeçmek. Çünkü iyi olmak aptallık değildir. İnsanlara zarar vermemek, hakkaniyetli olmak, vicdanlı davranmak bir zayıflık değil, karakter meselesidir.

Belki de asıl sorun, kötülüğün normalleşmesi değil; iyiliğin değerinin yeterince bilinmemesidir. Çünkü dünya hâlâ iyi insanların omuzlarında duruyor. Sessizce işini doğru yapanların, kimse görmese de hakkı gözetenlerin, çıkarı için değil vicdanı için hareket edenlerin omuzlarında...

Kim ne derse desin; dürüst kalabilmek, vicdanını koruyabilmek ve insanlığını kaybetmemek hâlâ en büyük meziyetlerden biridir. Ve belki de bugün, her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz şey tam olarak budur.

{ "vars": { "account": "UA-91479741-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }