Büyük dava adamı rahmetli Erbakan hocanın hayatta en çok arzuladığı; Osmanlı ruhunun yeniden vücuda gelmesiydi. Yeryüzündeki vahşetin durması için İslam Birliği’nin behemehâl kurulmasıydı.
Bunun için ömrü boyunca siyaset arenasında olağanüstü bir performans sergiledi. Bunun için İslam ülkelerinin tamamıyla irtibat halindeydi. Bunun için her türlü riski göze alarak, cihat yaptı. Bu bakımdan dünyevilik safahatı elinin tersiyle iterek, ümmetin huzur ve saadeti için her türlü çileye göğüs gerdi.
O’nu ne 12 Eylüller, ne 28 Şubatlar, ne Güneş Motelciler, ne emperyalistler, ne Siyonistler, ne içerdeki derin odaklar ve ne de dışarıdaki güç odaklar frenleyebildi. Her türlü hile ve desiseye karşı yılmadan mücadele etti.
“Dağa taşa hak yol İslam yazacağız” diyordu. “Adil düzeni getireceğiz” diyordu. “İslam Birliği’ni Kuracağız” diyordu. “Türkiye’nin huzur ve refahı için çalışıyoruz” diyordu. “İslam ülkelerinin ve dünyanın saadeti için çalışıyoruz” diyordu ve ömrünün son demine kadar da çalıştı. Buna hepimiz şahidiz.
Bugün O’nun söylem ve eylemlerinde ne kadar haklı olduğunu çok daha iyi anlıyoruz.
İslam Birliği olmadan bölgemize huzurun geleceği yok. Müslümanlar arasında birlik ve dayanışma sağlanmadan coğrafyamızda ne gözyaşının ne de kanın duracağı var.
Dün Bağdat sokaklarında kan gövdeyi götürüyordu. Bugün Şam’da, Kahire’de, İslamabat’ta insanlar resmen doğranıyor. Rabiatul Adeviyye’de, Nahda’da insanlar diri diri yakılıyor kimsenin umurunda değil. İnsanlık âlemi bakmakla yetiniyor.
Sözde insan hakları savunuculuğuna soyunan Batı âlemi ise, yaşanan katliamlara, zulümlere ve her türlü gayri insani manzaralara karşı kör, sağır ve dilsiz rolünde…
Yeryüzündeki her türlü olumsuzluğun giderilmesi bakımından, İslam ülkelerinin huzura kavuşması bakımından İslam Birliği’nin kurulmasına acilen ihtiyaç var. Bu aşamadan sonra Birliğin kurulması daha da elzemleşmiş, daha doğrusu farz-ı ayın durumuna gelmiştir.
Şu hale bakın; İslam ülkeleri tespihin dağılan habbeleri gibi imamsızlıktan per perişan bir vaziyetteler. Devlet-i Aliye dönemini mumla arar olduk.
Fransa’da icat olup sergilenmeye başlanan dansı duyan Kanuni Sultan Süleyman, Kral Fransuva’ya yazdığı nameyle (mektupla) dansı durdurmuştu. Bunun üzerine Fransa’da yüz yıl dans edilmezdi. Oysa bugün Kanuni’nin torunları ne haldeler ah bir mezardan kalkıp görebilse…
Selam, sevgi ve gönül dolusu muhabbetlerimle…
Bilal KARADAĞ