Ağzından kan damlayan, nefesi petrol kokan katil ABD iki gündür komşumuz İran’a saldırıyor. Aslında beklenen bir saldırı idi bu, uzun zamandan beri Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme planlarının aşamalarından biridir İran saldırısı. ABD’nin gerekçesi her zaman ki gibi güvenlik ve demokrasi getirme. Buradaki güvenlik İsrail’in güvenliği, demokrasi ise ABD’nin çıkarları elbette.
İRAN halkıyla elbette sorunumuz yok ama İRAN rejimini tasvip etmediğimiz aşikâr. Fakat bu rejim İRAN halkının geçmişteki tercihidir ve yeniden değiştirmekte onlara düşer. Fakat bazı guruplar bu saldırı karşısında zil takıp oynuyor. Kişisel beklentisi ve bölgesel menfaati olanları anlarım ama insan hakları, demokrasi yaygarasına kapılıp alkış çalanları anlamak mümkün değil. Bu sevinen güruh biraz geçmişe dönüp ABD’nin demokrasi getirdiği ülkelere hiç mi bakmıyorlar.
Örneğin LİBYA; 2011 yılında iç savaş çıkarılmış daha sonra emperyalist ülkeler müdahale etmiş ülke fiilen üçe bölünmüş durumda ve hala istikrar sağlanamamış ülke perişan haldedir.
Örneğin IRAK; 2003 yılında ABD ve İngiltere önderliğinde kurulan çok uluslu kuvvetlerin demokrasi getireceğiz nutuklarıyla başlattıkları saldırı sonucu IRAK üçe bölünmüş ve halkı büyük acılar çekmiş ve hala da çekmektedir.
Örneğin SURİYE; 2011 yılında çıkarılan iç savaş sonucu yıllarca süren çarpışmalar neticesinde ülke fiilen üçe bölündü.
Şimdi de İRAN’A saldıran ABD’nin hedefi İRAN’ı en az üçe bölmek.
ABD’nin ‘demokrasi getirdiği’ hiçbir ülkede acılar dinmemiş istikrar sağlanmamış ve ABD mutlaka girdiği ülkenin doğal kaynaklarına bir şekilde el koymuş ve mutlaka ülkeleri fiilen bölmüştür. İran’dan sonra sıra Türkiye’dedir ve son 20 yıldır ilmek ilmek örerek hedefine ilerlemektedir.
Aslında Emperyalizmin böl parçala yönet taktiği yeni değil daha eskilere dayanır. Bu amacını hiçbir zaman saklamamıştır.
David Rockefeller yaptığı bir açıklamada ‘bugün dünyada 200 civarında olan devlet sayısı yakın gelecekte 1000’e çıkacaktır. Dünyada ulus devletlerinin modası geçmiştir’ diyerek amaçlarını açıkça dile getirmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu dağıldığında içinden 25 ülke çıkmıştı. Yugoslavya dağıtıldı buradan 8 ülke çıkarıldı. Sovyetler çöktü bu süreçte Dünyaya 20 den fazla ülke katıldı.
Kasım 2000. Yani 11 Eylülden 11 ay önce Aaron Russo yakın dostu Nıcholas Rockefeller in kendisine ‘ bir şeyler olacak Afganistan’a gireceğiz, Hazar’dan boru hattı geçireceğiz, Irak’a gireceğiz, oraya konuşlanacağız. Venezüella’ya gireceğiz’ dediğini söylemişti ve dedikleri oldu.
Clinton ve Obama’nın dış ilişkiler danışmanı Rıchard Holbrooke, taktiklerini şu sözlerle açıklıyor; ‘Hedef coğrafyada önce bir boşluk yaratır sonra o boşluğa otururuz. Hedef bölgede sınır boylarına el atarız. Önce destek verdiğimiz aşiretler arasında kavga çıkarır, sonra kavgayı ayırır, ayırdığımız yerde kalırız. Amacımıza ulaşmak için NATO ve Birleşmiş Devletleri de devreye sokarız.’ Daha ne desin adam açık açık söylüyor. Şimdi İRAN saldırısının üzerine Birleşmiş Milletler pazartesi toplanarak İRAN’ın nükleer çalışmalarını görüşeceğini açıkladı.
ABD istihbarat teşkilatı CIA’nın eski gizli hizmetler direktörü Richard Bissel bakın ne diyor. ‘ Başlıca görevimiz çeşitli ülkelerde bizimle işbirliği yapacak kişi ve kurumları bulmamızdır. Onları Birleşik Amerika doktrini doğrultusunda çalışmaya ikna etmektir. İşler ancak böyle masum kuruluşlarca yürütülürse başarılı olunur’
Adamlar açık açık söylüyor önce hedef kitleyi belirliyorlar sonra bunları devşirip ‘komuta merkezim ne emrederse onu yaparım’ noktasına getiriyorlar.
Venezüella devler başkanının birkaç dakikada paketlenip götürülmesini, Filistin, Irak, Suriye, İran’daki nokta atış vuruşları ve fazla direnmeden teslim oluşları bir de bu gözle irdeleyin derim.
2000’li yıllarda ABD gizli servisinden Graham Fuller, Türkiye’nin laiklikten vaz geçerek tarikatların önünün açılmasının gerektiğini söylüyordu. Ve biz bugün hala Laikliği tartışarak birbirimizi yiyoruz.
Karanlıklar prensi olarak anılan Rıchard Perle ‘Türkiye Amerika’nın Ortadoğu’daki çıkarlarının bekçisidir’ deme cesaretini gösteriyorsa, ve biz yıllar öncesinden planlanan günümüzde bu aşamaya gelen olayları okuyamıyorsak, ABD dostumuz, İsrail ile iyi anlaşmalıyız, demokrasi gelecek yalanlarına alet oluyorsak, ABD bize bağımsızlık verecek hülyalarına kapılıyorsak, ABD’nin tetikçisi, taşeron örgütlere özgürlük savaşçısı diye bakıyorsak yazıklar olsun bize sonumuz yakındır.
Savaş sadece hamasetle, Allahu Ekber ile kazanılmaz. İlimle, bilimle, fenle, üretimle, zenginlik ile kazanılır. Tehlike çok yakın, bir an önce aklımızı başımıza devşirmeliyiz.
ASIM ÖCAL
1.3.2026