Hiçbir acıya Fransız kalmamalı!

Abone Ol

Yüreğinden insanlıktan en ufak bir kırıntı taşıyan “insan”, hiçbir acıya Fransız kalamayacağı gibi, Fransa’nın başkenti Paris’te, 7 ayrı noktada meydana gelen alçakça saldırıya da Fransız kalamaz…

Aynı zamanda beş yıldır, 400 bine yakın insanın katledildiği, iki milyondan fazla insanın yurdunu terk ettiği Suriye’de yaşanan acıya da Fransız kalınmaz…

Mısır’da, halkın üzerine silah doğrultup, çoluk çocuk ayırmadan ateş eden bir darbecinin saldığı acıya da Fransız kalınmaz.

Ankara’da meydana gelen alçakça saldırıda, ortalığa saçılan acıya da Fransız kalınmaz…

Filistin’de, kendi öz yurtlarında her gün İsrail’in ateşiyle ve sıkıştırıldıkları daracık yerde verilen mücadeleye rağmen, yaşanan acılara da Fransız kalınmaz…

Diyarbakır’da, Şırnak’ta, Cizre’de,  Silopi’de, Yüksekova’da ve yurdun birçok yerinde, terör saldırısı sonucu hayatını kaybeden, yaralanan, sakat kalan veya sokağa çıkamayan, can güvenliği olmayan insanların çekiği acıya da Fransız kalınmaz…

Suruç’ta meydana gelen olayda da, Diyarbakır’da meydana gelen patlamada da yaşanan acılara Fransız kalınmaz.

Yasin Börü’ye de Fransız kalınmaz…

Kurban eti dağıtan, henüz hayatının baharındaki genci, insanlık dışı bir yöntemle katledilmesinin bıraktığı acıya da Fransız kalınmaz.

Ne doktorun acısı, ne hemşirenin hüznü, ne minicik yavrunun parçalanması, ne dağdaki teröristin ne ovadaki insanların, ne de hayatını ortaya koyarak terörle mücadele edenlerin acısına Fransız kalınmaz.

Toprağa düşen varsa, ortada bir acı ve bir de acı veren vardır…

Gözü yaşlı anneler, yüreği dağlanan babalar varsa ortada bir acı vardır.

Gidenin ardından ağlayan bir yar varsa, onulmaz bir acının yaşandığı gerçeği vardır.

Ve tabutun ardından ne olduğundan habersiz bir çocuk varsa, ortada kelimelerle anlatılmaz bir acı vardır.

Bütün bu acılara Fransız kalmak için insan olmamak lazım.

Ama bütün bu acılardan herhangi birinde parmağın varsa, acılara duyarlı olduğunu söylemenin hiçbir anlamı yoktur.

Önemli olan teröre karşı çıkmaktır; başkasının terörüne karşı çıkmak değil.

Önemli olan bütün acılarda yanan bir yüreğe sahip olmaktır.

Bir yandan acı veren, bir yandan acıdan şikâyet eden olmak çelişkidir, ikiyüzlülüktür, kalleşliktir…

Ama çok garip, uzun zamandır böyle acayip bir nesil türedi…

Kendileri terör estirirken, terörden şikâyetçi bir nesil…

Tıpkı Fransa’nın en büyük terör destekçisi ülke olduğu gibi…

Ama bu, bütün Fransızların terör destekçisi olduğu anlamına gelmez.

Tıpkı bizdeki terör destekçilerine bakıp, bütün ülkeyi terör destekçisi görmeyeceğimiz gibi.

Fransa’da meydana gelen saldırıda, 129 masum insan hayatını kaybetti.

Hayat dolu insanlar, geleceğe dair hayali bulunan gençler, yarına umutla bakanlar, bir anda yok oldu.

Onlara umut bağlayan, sevenler de gözyaşına boğuldu.

Bazısı yaralandı, bazısı ucuz atlattı.

Bütün bu insanların hiçbir suçu yoktu ve böylesine alçakça bir saldırıda ölümü hak edecek bir suçlarının olması mümkün değil.

Çünkü bu kadar alçaklığı, hiç kimse hak edemez.

Ama tıpkı Fransa’daki gibi, Türkiye’de meydana gelen alçakça saldırıda hayatını kaybedenlerin de bu ölümü hak etmediği iyi bilinmeli.

Suriye’de hayatını kaybeden, yaralanan, sakat kalanlar da bu alçaklığı hak etmiyor.

Varını yoğunu bırakarak, hayatı pahasına yollara düşen ve bir anda “mülteci” olan insanlar da bu alçaklığı hak etmiyor.

Bir umut diye çoluğunu çocuğunu alıp, sonu belli olmayan yolculuğa çıkmak zorunda kalanların kıyıya vuran cesetleri de bu alçaklığı hak etmiyor.

Hiçbir Fransız’ın, önceki günkü saldırıyı hak etmediği gibi…

Ama ne yapalım, Hazreti Musa gibi (Araf 155) biz de “İçimizden birtakım beyinsizlerin işlediği (günah) yüzünden hepimizi helâk edecek misin?” diye yaradana sormamız boşuna değil ya…

Zira savaşı çıkaran, her zaman beyinsizlerdir; savaşlarda ölense masumlar…

Bu nedenle hiçbir acıya Fransız kalmayın, sizin acınıza da başkaları Fransız kalmasın diye…

 

Tweetimden seçmeler

G-20 Zirvesinin en önemli tarafı, bütün liderler Türkiye`nin eski Türkiye, Cumhurbaşkanının da Çankaya noteri olmadığını görmeleridir.