Haziran Ayı

Abone Ol

Gittikçe ustalaşmak için göbeğimden çatlayarak, dişlerimi sıkarak yeni dizüstü bilgisayarımı kucağıma aldım yazıyorum. Sanki daha önce bir satırlık giriş yapmıştım diye anımsıyorum ama bulamadım. Her neyse, sonuçta her zamanki gibi bir şeyler dökülecektir klavyeden. Rahmetli babamın daktilosu vardı benim de dizüstü bilgisayarım var. İşlevsel olarak farklı görülebilirler. Fakat ben dizüstü bilgisayarımı daktilo gibi sadece yazı işlerinde kullandığım için yok aslında birbirlerinden farkı.
Şükürler olsun, hamd olsun biraz olsun Atalarımın verdiklerine yani olumlu aktarımlarına her geçen gün daha fazla odaklanabiliyorum. Bunun için yaptığım olumlu eylemlerden biri hazırladığım Atalar Köşesi'nin fotoğraflarını zaman zaman değiştirmek. Bu anılarımı anımsamanın ve onları onurlandırmanın bir yolu oldu benim için. Odağım orada olunca minnetim de çoğalıyor. Ne zengin yeteneklere sahip Atalarım varmış diye onur duyduğum anlar birbirine ekleniyor ve bakıyorum ben memnun olmuşum. Ne güzel bir ruh halidir memnuniyet!
Yeni bir ay ve yeni umutlar... Masa takviminin yaprağında yine şapkalı bir erkek çocuk var, karşısında da bir papağan. Karşı karşıya duruyorlar gözleri birbirinde. Daha başka ayrıntılar da var ama canım istemiyor onları yazmak. Sembolizmde papağan taklitçi olduğu için pek olumlu yorumlanmaz diye bir yargı geldi aklıma. Hâlbuki özgünlük özgürlük değil mi! Fakat bedeli de koca bir yalnızlık. Evet, bu yalnızlığı kendi olmak için çaba sarf eden bir insan olarak farkındayım. Hiç öyle kaliteli yalnızlık ayaklarına yatmayacağım, kusura bakmayın. İliklerime kadar hissediyorum bu koyu yalnızlığı. Ha, şunu da biliyorum; her zaman bir seçim hakkım var. İşte o seçimlerden biri benim için fiziksel bir eylem içine girmek. Bunu bilinçsizce yapmışım ki hayattayım şu ana kadar. Şimdilerde ise bilinçli bir şekilde yapmaya özen gösteriyorum. Onaylanma ihtiyacımı da göz ardı etmeden. Çünkü şüphe her an ensemde. Onaylanma ihtiyacım da çoğu zaman olduğu gibi bir kitap sayfasından gelsin o zaman:
"Aslında, çevreyi düzene sokma süreci Başak Kuzey Düğümü insanı için sağlıklıdır. O içsel bir endişe hissettiğinde- ister erkek, ister kadın olsun- bazen yapılacak en iyi şey elektrik süpürgesini açıp etrafı süpürmektir. Yazışmaları yapıp bitirmek, bulaşıkları yıkamak, tozları almak, çevreyi düzene sokmak gibi basit işler bu insan için bir terapi olabilir. Yapıcı bir biçimde fiziksel olarak hareket etmek onun içsel endişesini üretkenliğe dönüştürür."
Evet, öyleyse Kuzey Düğümü Başak olarak yola devam! Nasıl yol aldığımı cömert bir şekilde paylaştığım için sizlere de katkısı olacağı umudunu taşımak da ikramiyesi oluyor. Neyi yapıp yapamadığını bilmek ve bunu kabullenmek her baba yiğidin harcı değildir bence. Ve bu hayatta nefes alıp verdiğimiz sürece hepimiz bu baba yiğitlerden biriyiz. Gelin bu savımı da bir hikâyeye bağlayayım:
"Kılıç Ustası ile Hikâye Anlatıcısı"
Japonya' da yaşlı bir hikâye anlatıcısı, aç ve yorgun halde bir köye gelir ve bölgedeki samuray eğitim okuluna gider. Âdetlere göre, samuray okulunda bir öğrenciyi düelloya davet edene yemek ve kalacak yer verilir.
Hikâye anlatıcısı öğrencilere, "Ustanızla düello yapmak istiyorum," der.
Herkes güler ve aradan bir ses "En yeni öğrencimiz seninle düello yapacak ihtiyar!" Der.
"Hayır," diye cevap verir hikâye anlatıcısı, "Ustanızla düello yapmak istiyorum."
Öğrenciler yine gülmeye başlarlar, ardından biri en iyi öğrencinin yaşlı adamla düello yapmasını önerir ama hikâye anlatıcısı kararlıdır. " Hayır!" Der, "Ustanızla düello yapmak istiyorum."
Ustalarına söylerler, o da kabul eder. Hikâye anlatıcısı ve ustaları açılış pozisyonlarını alırken öğrenciler de seyrederler.
Sonra Hikâye anlatıcısı konuşur:
"Çok çok önceleriydi, o kadar önceleriydi ki ben dünyada yoktum, ormanın kenarında küçük bir kulübe vardı..."
Ustaları kılıcını yere indirir ve bağırır: "Sen kazandın!"
Öğrencilerine dönerek şöyle der: "Size içinde olduğunuz anda var olmanın önemini göstermiş oldum. Bu adamın sözlerini dinlemek için durdum ve başka yere gittim. Beni öldürebilirdi."
Söylendiğine göre, bu hikâye dövüş sanatları okullarında hâlâ anlatılıyormuş.
İşte her yiğidin bir yoğurt yiyiş şekli vardır ama sonuçta o yoğurt yenilir. Hayatta oluşumuz bunun en büyük göstergesidir. Ez cümle macera devam ediyor.
T.S. Elliot'un "Küçük Gidding" adlı kitabında yazdığı gibi:
keşifler hiç bitmez
ki her birinin sonu
başladığımız yere varmak
ve orayı ilk kez tanımaktır
ki değiştiren de budur her şeyi


Not: Alıntıları yaptığım kitaplar sırasıyla şöyle:

Ruhsal Astroloji (Jan Spıller)

Hikâye Anlatma Sanatı(Ashley Ramsden- Sue Hollıngsworh)

{ "vars": { "account": "UA-91479741-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }