Hayânın Kaybı ve Ruhun Çöküşü

Abone Ol

Bir millet, önce toprağını değil, vicdanını kaybeder. Sonra şehirleri büyür, ruhu küçülür. Sokakları ışıkla dolar; fakat gönülleri karanlığa gömülür. İnsan, kendi kendine yabancılaşır. Çünkü medeniyet, taşın yükselmesi değil, insanın yükselmesidir.

Bugün yaşadığımız buhran, ekonomik değildir; siyasî de değildir. Asıl buhran, insanın ruhunda başlamıştır. Ruhunu kaybeden insan, artık bedenini sergilemekten utanmaz; fakat vicdanını kaybetmekten de hicap duymaz. İşte çağımızın en büyük felâketi budur.

Hayâ, insanın üzerinde taşıdığı görünmez bir hırkadır. O hırka çıkarıldığı gün, yalnız beden değil, şahsiyet de çıplak kalır. Çünkü hayâ, yalnız örtünmek değildir; bakışın terbiyesi, sözün asaleti, davranışın vakarıdır. İffet yalnız bedeni muhafaza etmek değil, kalbi kirlenmekten korumaktır.

Bugünün insanı, görünmeyi değerli olmak zannetmektedir. Alkışlanmayı sevilmek, teşhir edilmeyi özgürlük, beğenilmeyi var olmak sanmaktadır. Oysa insan, kendisini ne kadar ortaya dökerse o kadar eksilir. Mahremiyetini kaybeden, şahsiyetini de yavaş yavaş kaybeder. Zira insanın en kıymetli tarafı, herkesin görebildiği değil; yalnız Allah'ın bildiği tarafıdır.

Modern çağ, eşyayı büyüttü; insanı küçülttü. Reklâm, eğlence ve dijital dünyanın bitmeyen gürültüsü içinde insan, ruhunun sesini işitemez oldu. Gözler daima dışarıya çevrildiği için kalpler iç âlemini unuttu. Beğenilerin çoğaldığı yerde muhasebe azaldı. Kalabalıkların alkışı arttıkça vicdanın sesi kısıldı.

Kur'ân'ın "Müminler arasında hayasızlığın yayılmasını isteyenler için elem verici bir azap vardır." ihtarı, yalnız bireysel bir günahı değil; kötülüğün toplumda sıradanlaştırılmasını da haber verir. Çünkü kötülük, önce alışkanlık olur; sonra kültür hâline gelir. Bir zamanlar utanılan şeyler alkışlanmaya başladığında, artık çürüme görünmez olmuş demektir.

Ahlâk, kanunların yapamadığını yapan kudrettir. Kanun suçluyu cezalandırır; ahlâk ise suçun doğmasını engeller. Kanun kapıları kilitler; hayâ kalpleri korur. Bir milletin asıl emniyeti, polis sayısıyla değil, vicdan sahibi insanlarının çokluğuyla ölçülür.

Bugün aileyi tehdit eden en büyük tehlike, ekonomik sıkıntılar kadar, belki onlardan daha fazla, mahremiyet duygusunun aşınmasıdır. Mahremiyetin kaybolduğu yerde sadakat zayıflar; sadakatin zayıfladığı yerde güven çözülür; güvenin çözüldüğü yerde aile ayakta kalamaz. Aile çökerse mektep yalnızlaşır, mektep yalnızlaşırsa millet sahipsiz kalır.

Ne acıdır ki çağımız, utanmayı zayıflık; hayâyı gericilik; iffeti ise çağın dışında kalmak olarak göstermeye çalışmaktadır. Oysa insanı hayvandan ayıran yalnız aklı değildir. Asıl ayıran, utanabilmesidir. Utanma duygusunu kaybeden insan, elindeki en büyük manevî serveti de kaybetmiştir.

Bizim ihtiyacımız olan, yeni binalar yapmak değildir; yeni vicdanlar yetiştirmektir. Yeni teknolojiler üretmek değil, yeni şahsiyetler inşa etmektir. Çünkü medeniyet, makinenin değil, ahlâkın eseridir. Ruhu ihmal eden her ilerleme, sonunda insanı kendi icadının kölesi hâline getirir.

Gençlerimize yalnızca meslek öğretmek yetmez. Onlara edebi öğretmeliyiz. Başarı kadar merhameti, bilgi kadar hayâyı, zekâ kadar iffeti de kazandırmalıyız. Ruh terbiyesi olmayan eğitim, bilen fakat yönünü kaybetmiş insanlar yetiştirir.

İslâm'ın bize öğrettiği hayâ, insanı hayattan kaçıran değil; hayata haysiyet kazandıran bir fazilettir. İffet, insanı küçülten bir yasak değil; onu nefsinin esaretinden kurtaran bir hürriyettir. Gerçek özgürlük, nefsin her arzusunu yerine getirmek değil; ona hâkim olabilmektir. Kendini yönetemeyen insanın dünyayı yönetmeye kalkması, içi boş bir iddiadan ibarettir.

Bugün yeniden hayâyı diriltmek mecburiyetindeyiz. Çünkü hayâ yalnız ferdî bir fazilet değildir; bir medeniyetin mayasıdır. İffet yalnız aileyi değil, cemiyeti ayakta tutan görünmez sütundur. Ahlâk yalnız dinin emri değil, insan olmanın zaruretidir.

Milletler ordularını kaybettikleri gün değil, utanma duygularını kaybettikleri gün çökmeye başlarlar. Çünkü toprağı yeniden kazanabilirsiniz; serveti yeniden elde edebilirsiniz. Fakat vicdanını kaybeden bir nesli yeniden inşa etmek, nesiller boyu sürecek çetin bir mücadeleyi gerektirir.

Öyleyse bugün yapılacak ilk iş, başkalarını suçlamak değil, kendi vicdanımızı diriltmektir. Her büyük inkılâp, insanın kendi kalbinde başlar. Ruhunu yeniden bulan insan, ailesini de diriltir; ailesini dirilten millet ise medeniyetini yeniden kurar.

{ "vars": { "account": "UA-91479741-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }