Türkiye’de bugün milyonlarca insanın ortak gündemi, siyaset tartışmalarından önce geçim mücadelesidir.
Markete giden vatandaş artan fiyatlar karşısında zorlanıyor. Kiracı kira yükü altında eziliyor. Emekli maaşıyla ay sonunu getirmeye çalışıyor. Asgari ücretli ise maaşını aldığı gün, borçlarını ve temel giderlerini nasıl karşılayacağını düşünmeye başlıyor.
Sorun yalnızca fiyatların yükselmesi değildir. Asıl sorun, vatandaşın gelirinin hayat pahalılığı karşısında her geçen gün değer kaybetmesidir. Hayat pahalılığı, kira, gıda fiyatları ve alım gücündeki düşüş, bugün vatandaşın en temel gündemidir.
Türkiye’nin artık üreteni destekleyen, çiftçiyi güçlendiren, emekçinin hakkını koruyan, emekliye insanca yaşayabileceği bir gelir sağlayan ve gençlere umut veren yeni bir ekonomik anlayışa ihtiyacı vardır. Kira, gıda ve temel ihtiyaçlar vatandaşın omuzlarında ağır bir yük olmaktan çıkarılmalıdır.
Sosyal devlet anlayışının merkezinde insan vardır. Devletin görevi yalnızca ekonomik göstergeleri düzeltmek değil; vatandaşın sofrasındaki ekmeği büyütmek, alım gücünü artırmak ve hiç kimsenin yoksulluk nedeniyle çaresiz kalmamasını sağlamaktır.
Çünkü ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Ekonomi; evde kaynayan tencere, ödenen kira, çocuğun okul masrafı, emeklinin pazara çıkabilmesi ve emekçinin emeğinin karşılığını alabilmesidir.
Türkiye’nin ihtiyacı, yoksulluğu yönetmek değil, yoksulluğu ortadan kaldırmayı hedefleyen adil bir ekonomik düzendir.
Bugün mücadelemizin merkezinde insan olmalıdır.
Hakça bölüşüm, güçlü sosyal devlet, adil gelir dağılımı ve herkes için insanca yaşam.
Türkiye bunu başarabilecek güce ve imkâna sahiptir.