Fransuva’ya Yaptırtmadığımızı Kendimiz Yapıyoruz

Abone Ol


 

Dünyanın üç kıtasına adaletle hükmetmiş olan medar-ı iftiharımız; Devlet-i Aliye-i Osmaniye’nin kudretli padişahlarından Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Fransa’nın göbeğinde dünyada ilk defa bir dans gösterimi yapılır.  
            Bu haberi duyan Sultan Süleyman, Fransa Kralı 1. Fransuva’ya şöyle bir name (mektup) yazar: “Elçimden aldığım habere göre, ülkende dans adı altında fuhuş benzeri bir şey yapılıyormuş. Eğer namem yanına varır varmaz bu rezalete son vermezsen, orduyu hümayunumla (Osmanlı Ordusu) gelip seni kahretmeye mecbur olurum.”
            Cennetmekân Kanuni’nin bu mektubu üzerine Fransa yüz sene danstan mahrum kalır. Devlet-i Aliye-i Osmaniye’nin Cihan Padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın, dönemin Fransa Kralı Fransuva’ya yazmış olduğu bu mektup, bugün bile okunduğunda insana, “nereden nereye gelmişiz” dedirtecek, ecdadımızın büyüklüğünü ve şanını iliklerimize kadar hissettirecek cinstendir.  
            Onca duyarlı, kudretli, adaletli ve her şeyden önemlisi iffet abidesi ecdadın torunlarıysa, ne hazindir ki bugün gencecik kızları soyup soğana çevirmekle, sahnelere salıverip türlü mel’anetin odağında debelenmekle Antonilerin yapamadığını yapıyor.
            İttihat ve Terakki ile başlayıp günümüze dek süregelen Batılılaşma sevdası dolayısıyla, Osmanlı’nın torunları bugün değerlerine tamamen fransız kalmış durumdadırlar:
            Lozan görüşmeleri esnasında İngiliz heyetinin lideri Lord Gurzon’a “Siz savaşarak bunları alt edemediniz, edemezsiniz, siz Türklerin istiklalini tanıyın, ben size onların dinlerinden ve kültürlerinden kopacağını garanti ediyorum. Onları içlerinden biriyle vuralım” diyen Hayım Naum isimli ne idüğü belirsiz kişiye, belki gülüp geçmiştik vakt-i zamanda.
            Zira bugün kafamızı iki avucumuzun arasına alıp düşünce deryasına daldığımızda, sanırım Hayım Naum’un bizleri nereden nereye getirttiğini rahatlıkla algılayabilmekteyiz!
            Dans ve benzer durumlar bir yana; 31 Temmuz 1932 tarihinde Belçika’da gerçekleştirilen ve 28 milletin sözde güzellerinin katılmış olduğu yarışmada, Keriman Halis’imizin dünya güzeli seçilmesiyle başlayan ve sonraki yıllarda Ayşelerimizin- Fatmalarımızın da katılımıyla devam ederek günümüze kadar süregelen sözde yarışmalar, nereden nereye getirildiğimizi açık bir şekilde gözler önüne seriyor!
Ne idik, ne olduk? Nereden nereye…       
İçinde bulunmuş olduğumuz bu “Kutlu Doğum Haftası”nda bile nice peygamber ve evliyanın metfun bulunduğu Diyarıbekir’de yeni bir sözde “Dünya Medeniyetler Kraliçesi Yarışması” adı altında, Kanuni’nin ifadesiyle fuhşiyata imza atılacaktı.
Bereket versin ki Diyarıbekir’deki Sivil Toplum Kuruluşları tek yürek, tek ses olup o rezalete müsaade etmediler ve böylece 18 farklı ülkeden gelen genç kızların tamamı memleketlerine geri dönmek zorunda kaldılar.
Yoksa Hayım Naum projesinin son ayağı Diyarıbekir’de uygulanacak ve Müslüman mahallesinde salyangoz pazarı kurulmuş olacaktı. Bravo Diyarıbekirli kardeşlerim. Ecdadımıza yakışanı yaptığınız için yürekten tebrik ediyoruz sizleri.
Selam, sevgi ve gönül dolusu muhabbetlerimle…
 
 
        Bilal KARADAĞ
bkaratag02@hotmail.com      
{ "vars": { "account": "UA-91479741-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }