Sözde ağaçlar kesilmesin, Taksim’e AVM yapılmasın iddiasıyla bir grup insan Gezi Parkı’nda eyleme başlamıştı.
Göz göre göre bir parkın yok olmasına, yerine beton yığınların konulmasına karşı olduklarını dillendirmişlerdi ve halen bildiklerini okuyorlar.
Topluma nefes aldıran, bol oksijen enjekte ettiren yeşil örtünün bile bile heba edilmesine müsaade etmeyeceklerini öne sürdüler.
Bu uğurda iş makinelerin kontaklarını kapattırdılar ve günlerdir eyleme devam etmektedirler…
Malum güruhun, her yılbaşında kesilen çam ağaçları görmezden gelmelerine değinmeyeceğim.
Özel üniversitelerin yapılması uğruna, İstanbul’un ciğerinin (orman) yerle yeksan edilmesine göz yummalarına da vurgu yapmayacağım.
Keza, son 10 yılda ülke genelinde 2 milyon hektar alanı 2 milyar fidanla buluşturan hükümetin çevre duyarlılığına duyarsız kaldıklarına, hatta buna rağmen hükümeti çevre katliamı olmakla yaftalamalarına da bir şey demeyeceğim.
Zira öyle hassas bir konuya neşter vurdular ki, sözde çevrecilere öfkelenmemek elde değil:
Eylemin ilk gününde yoldan geçen bir bayana sırf başörtülü olduğu için saldırmak, örtüsüne el uzatmak, türlü hakaretlerde bulunmak, darp ederek yere yatırmak, daha da ötesi beton zemine yığılan baygın bedene idrar akıtmak barbarlığın dik alasıdır!
Dün Anadolu’yu işgal eden gözü dönmüş Hans’lar başörtüsüne el uzatmıştı, bugün Hasan’lar uzattı.
Allah aşkına! Hans ile Hasan arasında ne fark var?
Bilal KARADAĞ