Daha Çok 6 Şubat Gelir Geçer Ama…

Abone Ol

Üç yıl bitti, dördüncü yıla giriyoruz. Daha çok 6 Şubatlar gelir geçer.
Nasıl ki, acılarımız neredeyse 6 Şubat 2023 gibi taze ise öyle de Adıyaman’ın o günkü hali de taze, eskisi gibi hala yerinde duruyor. Sıkıntılarımızla baş başa, çaresiz, umutsuzuz…
Belki bir şehir inşa edildi, binalar yükseldi ama bu konfor hala hayatlarınıza yansımadı. Kaç kere Cumhurbaşkanı bizzat gelerek açılışlar yaptı. Bakanlar, yetkililer geldi gitti ama hala kaldırımlarda konteynırlar, parklarda geçici barınaklar, sokaklar çamur deryası, mahallelerde dışarıdan gelen işçi barınma kümeleri…
"Depremin yaşandığı ilk yıldan daha kötü durumdayız" desem abartmış mı olurum acaba? Yapılan kalıcı konutların dışında değişen tek bir şey yok. Birinci yılda düzelme konusuna bir umut vardı, şimdi o da yok. Yazın toz, toprak, susuzluk, kışın çamur, çukur ve hatta yine susuzluk.
Özellikle seçimlerde siyasilerin "Hep Birlikte Ayağa kalkacağız" sloganları kulaklarımızda çınlıyor. Ne ayağa kalkması, ne emeklemesi, ne sürünmesi. O günden bu güne sürünerek bile bir şeyler yapılmış olsaydı bir arpa boyu yol almış olurduk.
Bahane oldukça basit; İktidar "belediye bizde değil" diyor, belediye "biz muhalefetiz, çalışmamızı engelliyorlar" diyor. Üstelik ezilip büzülen, sıkıntı içerisinde olan vatandaş bile partizanlık yaparak aynı şeyleri söylüyor. Medya mensupları bile ikiye ayrılmış siyasilerin bahanelerine alkış tutuyor, her biri kendine yakın siyasiyi haklı çıkarmanın derdinde.
Diğer iller depremi fırsata çevirmiş, gelen yardımları yatırıma çevirmiş. Bizimkiler hangi aileden kaç kişi işe alırımın hesabı ile boğuşuyorlar. Maaş ödeyemeyecek duruma gelince da algı yapıp, bildik bahanelerin arkasına sığınıyor ve borçlanmaktan başka çare bulamıyorlar.
Açılışlar yapılıyor vatandaşlara verilen evler yok. Anahtar teslim ediliyor açılacak kapı yok. Oturulmayan evlere aidat borcu geliyor. Bir şehir yapılmış toplu taşıması yok, sosyal donatıları yok, okulu, sağlık kuruluşu yok, ibadethanesi yok.
Yerinde dönüşümlerin kendisi zaten enkaz durumuna gelmiş. Hayatında bir kümes yapmamış adamlar koca koca ihaleler almış. Bu adamlardan teminat alınmamış, iş deneyim belgesi alınmamış, müteahhitler vicdanları ile baş başa bırakılmış ve sonuçta ortalıkta ne yapacağını bilmeyen, çaresiz bırakılmış, aval aval dolaşan çaresiz ev sahipleri.
Yapılan işyerlerinin bir çoğunda kiralık yazısı var, mesken sahipleri kiracı bulamazken kaldırımlarda, parklarda, yeşil alanlarda, meydanlarda konteynır işyerleri ile dolu. Bir köşeye çöken artık orayı bırakmıyor. İlgililer de her gün buralardan gelip geçiyor ama oy kaygısı ile sesini çıkarmıyor.
Çarşı projesi derseniz bir bilmece. Sanayi kuruluşları yarı kapasite ile çalışıyor, bir yandan da iş yapmak isteyenler işyeri bulamıyor. Hangi konuya eğilsek karamsarlık. Ne vardı yani depremin 4. yılına girerken "şunları şunları yaptık, az bir işimiz kaldı onu da bu yıl yaparız" diyebilseydik.
Vekillerimiz, özellikle üst yetkililer gelince onlarda gelip birkaç ziyaret gerçekleştirip gidiyorlar. Belediyemiz, reklam panolarına, sosyal medya hesaplarına, paylaşımlara bakarsanız işini bitirmiş, dinlenmeye geçmişler.
Ölenlere vefa borcumuzu bile ödeyemedik. Mezarlıkta garip garip yatıyorlar. Düzgün, planlı projeli bir şehitlik bile yapamadık geçen üç yılda. 6 Şubat günü oraya gidecek, laf kalabalıkları yapacak ve hizmeti başka bahara bırakacağız.
Bu gidişle daha çok 6 Şubat gelir geçer ama biz nutuklar dinlemeye devam edeceğiz. Sonra çevre illere yolumuz düşünce "eyvah, biz niye böyle şehirlerde yaşamıyoruz" diyerek dizimize vuracağız.
Asrın felaketinde aramızdan ayrılan canlarımıza Allah’tan rahmet, geride kalanlara sabır, sağlık ve huzur dilerken şu soruyu sormak isterim; Biz ne zaman partizanlığı bırakıp hakkımızı isteyecek, eğriye eğri, doğruya doğru diyeceğiz"

Fahrettin Çelik

{ "vars": { "account": "UA-91479741-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }