CUMHURİYET MUCİZESİ AHMET KEMAL FERLENGEZ

Abone Ol

Beni yakınen tanıyanlar bilirler; iki kişinin hayatından çok etkilenmişimdir. Biri Ömer HAYYAM, digeri Neyzen TEVFİK. Yakın zamanda hayatından etkilendiğim üçüncü bir kişi ile tanıştım. Av. Ahmet Kemal Ferlengez.

Sayın Ferlengez ile yüz yüze görüşmesekte uzun zamandan beri gıyaben tanışırız. Yazılarımın sıkı takipçisidir. Zaman zaman telefon açar yazılarımdan dolayı beni yüreklendirir, kimi zaman bilgilendirir ve uzun telefon sohbetleri ederiz.

Yaklaşık iki yıl önce yüzyüze tanışma imkanın oldu. Hatta son İstanbul seyahatimde özel olarak bir günümü ona ayırdım ve röportaj tadında uzun soluklu sohbetimiz oldu.

Peki; kim bu Av. Ahmet Kemal Ferlengez!

Ahmet Kemal Ferlengez 1941 yılında Besni ‘de çok yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. O dönem yoksulluk çok ailenin kaderidir. Ama saf, çalışkan ve tertemiz bir anne – babanın evladı olan küçük Kemal daha çocukluğunda inatçı ve mücadeleci yönüyle kendini hemen belli eder.

Okul çağına geldiğinde, okula giden çocuklara hep imrenerek bakar. Ayağına giyecek ayakkabısı olmadığından ( Nisan sonu gibi ailesi çocuklarının ayakkabılarını alır seneye giyersiniz diye saklar bu nedenle yazı çıplak ayakla geçirirler) okula gidemez.

Okuma ve okul sevdası o kadar içini yakar ki bir gün dayanamayıp çocuğun birinin peşine takılıp ( o çocuk Ahmet Havutlu dur) yalınayak okula gider. Sınıfa girer ve ayakta öylece bekler. Muallim ( öğretmen) içeri girdiğinde yüreği yerinden fırlayacakmış gibi olur. Şimdi beni sınıftan çıkarır diye korkarak bekler. Bu ürkek yeni çocuğu gören muallim ‘niye geldin bakalım’ diye sorar. Küçük Kemal ürkek bir sesle ‘okumaya geldim’ der. Muallim ‘aferin gel bakalım korkma, ülkenin okuyan, çalışan insanlara ihtiyacı var’ diyerek bir sıraya oturtur. Bu muallim o dönem Besni eğitiminde çok emeği olan Ahmet ÖCAL dır. (benim amcam)

Buna çok sevinen küçük Kemal kısa sürede zekası ve çalışkanlığı ile kendisini muallim Ahmet beye sevdirir. Üstün başarısı nedeniyle ilk senenin sonunda üçüncü sınıfa geçer.

İlk okul 5. Sınıfta iken okula müfettiş gelir. Öğretmen, öğrencilerine müfettiş size soru soracak siz de cevaplayacaksınız der. Müfettişin sorduğu soruya Kemal diğer arkadaşlarının aksine çok akıcı bir dille cevap verince, müfettiş ‘büyüyünce ne olacaksın’ diye sorar. Kemal ‘bilmiyorum’ der. Bunun üzerine müfettiş ‘senden çok iyi avukat olur, büyüyünce avukat ol’ der. Küçük Kemal in aklına bu yerleşir. Avukatın ne olduğunu bilmez ama artık soranlara avukat olacağım demeye başlar. Gerçekten de büyüyünce çok saygın, başarılı bir avukat olur.

İlk okul 5.sınıfın sonunda mezuniyet sınavı vardır. Okulda yalınayak sınava girilemeyeceği söylenir. Ancak ayakkabı alacak güçleri yoktur. Eve gidince babasına ayakkabı şartmış der. Babası ‘ oğlum nasıl alalım sen öyle git geri çevirmezler, durumumuzu anlat’der. Annesi çok üzülür ve ona ‘ oğlum ne yapalım sen de benim lastiğimi giy. Biraz topuğu yüksek ama nasılsa anlamazlar’der. Başka çare olmadığından annesinin lastiği ile sınava girer. Ama öğretmenlerinin ve bütün arkadaşlarının kendisini izliyor duygusundan kurtulamaz.

İlkokuldan itibaren yazları çalışarak ev ekonomisine karınca kararınca katkı sağlamaya çalışır. Bu dönemlerden birinde babası ve abileri Adana’ya pamuk çapasına gitmiştir. Evde kalan en büyük çocuk kendisi olduğu için evin geçiminide üstlenmiştir. İş arar ve boyacı Cuma nın yanında su taşıma işine başlar. Günlüğü 40 kuruştur. 20 kuruşa öğle yemeğini yer, geri kalan 20 kuruşu ise annesine verir.

Bir gün öğle yemeğine katık almaya gittiğinde dükkanda domates görür. Akşam annesine ‘ ana domates çıkmış yarın eve domates alacağım’ der. Annesi ‘ ne domatesi oğlum daha domates çıkmadıki ‘ der. ‘çıkmış ana gözümle gördüm’ diye ısrar edince annesi ‘kilosu kaç kuruş’ diye sorar. Kemal ‘ 40 kuruş ana’ der. Annesi ‘yaa oğlum ben sana demedim mi o şeker alilerin domatesi bizimki daha çıkmadı’ deyince, küçük Kemal ‘ bu ne demek ana’ diye sorar. Annesi ‘bizim domates kilosu 10 kuruş olduğunda çıkacak oğlum’ der. Şeker Aliler obanın en zengin ailesidir. Kemal o zaman anlar ki bu fiyata domatesi sadece durumu iyi olanlar alır. Ne zaman bollaşır, ucuzlaşır işte o zaman Kemal gibilerin domatesi çıkmış olur.

Ortaokul döneminde bir gün bekçi eve okuldan bir zarf getirir. ( o dönem bekçiler posta görevi de yaparmış) Babası, bekçiye bu ne! Diye sorar. Bekçi ‘ nebileyim ben yaramaz çocukların evine okuldan gönderiyorlar. Senin oğlun gör ki ne işler çevirdi’ der ve gider. Evde okuma yazma bilen yoktur. Dolayısıyla kağıtta ne yazdığını bilemezler. Kemal okuldan eve geldiğinde içeri girer girmez babası ‘ ne işler karıştırdın’ diye Kemal’e dayak atmaya başlar. Bir süre sonra annesi araya girerek ‘ hele dur herif bir okutalım bu ne kağıdıymış’ diye babayı yatıştırır. Evde okuma bilen yalnızca Kemal olduğundan kağıdı eline tutuşturup oku bakalım derler. Gelen kağıtta Kemal’in üstün başarısından dolayı takdir aldığı, başarısının devamı dilekleri yazılıdır. Bunun üzerine babası dövmekten vaz geçip ‘aferin oğluma ben zaten biliyordum benim oğlum akıllı’ der. Kemal yediği dayakla kalır. Belki de okulda takdir aldığı için dayak yiyen tek kişidir.

Kemal ortaokul son sınıfta okurken, komşuları ‘ sen neyine güvenipte bu çocuğu okutuyorsun, nasıl başka memlekete gönderip te okutacaksın hem okuyup ta katip mi olacak sanki’ diye babasını etkilerler. Etki altında kalan baba bir sabah okula gitmek için hazırlananKemal’in önüne durarak artık okul yok hadi benimle bağa gideceksin der. Kemal çok üzülür. Babasına okul bitmek üzere, derslerin de çok iyi, bari mezun olayım der. Babası ‘ hayır,bitirirsen yükseğini okumak istersin ve benim de durumum yok. Artık okul da yok’ der.

Kemalin içi okuma hevesi ile doludur. Kafasında da ilkokulda müfettişin dediği avukat olma sevdası vardır. İlk kez ailesine diklenir. Baba sana saygısızlık yapamam ama beni öldür daha iyi. Ben bu okulu bitireceğim ve sana söz veriyorum ömrüm boyunca senden beş kuruş istemeyeceğim, çalışarak okuyacağım der. Eğer bir gün senden para istersem bu sözümü yüzüme vur. İlk defa sana karşı geliyorum der ve çekip okula gider.

Gerçekten de o günden sonra hayatı boyunca hiç para istemez. Hatta fakülte 2.sınıfta okurken bir yandan da Şişli Etfal hastanesinde muhasebe memuru olarak çalışmaya başladığından her ay mutlaka azdan çoktan eve para gönderir.

Ahmet Kemal Ferlengez adına daha onlarca benzeri anekdotlar eklemek mümkündür. Yazılsa hayatı roman olacak insanlardan biridir. Küçük, çalışkan Kemal büyümüş, okumuş ve İstanbul Hukuk Fakültesinden mezun olarak, ilk okulda kafasına koyduğu meslek olan avukatlığa hak kazanmıştır.

Şişli Etfal Hastenesinde çalıştığı dönemde sağlık personeli sendikasının yönetim kurulu başkanlığını yapar. Avukatlığın ilk yıllarından itibaren işçi sendikaları ve derneklerde hukuk danışmanlığı görevini üstlenir. İstanbulda ayakkabıcılar odası, lokantacılar, kuyumcular, konfeksiyoncu ve terziler, şöförler esnafı odası, otomobilciler, minibüsçüler, kamyoncular……..gibi bir çok odanın hukuk danışmanlığını yapan Av.Ahmet Kemal Ferlengez 1984 yılında İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Hukuk danışmanlığına getirilir.

Yalınayak Besni de başlayan bu yaşam öyküsü, İstanbul da koşarayak bir başarı hikayesine dönüşür. 78 yaşına merdiven dayayan bu koca yürekli adam bu gün ADD olarak bizim maddi manevi en büyük destekçimizdir. Üşüyen çocuklarla, yoksul ailelerle ilgili yaptığımız her etkinlikte en başta o vardır.

Atatürk sevdalısı bu koca çınar kimsesizlerin kimsesi Cumhuriyetin bir mucizesidir. Elbette ki ülke çapında onlarca, yüzlerce böyle yaşam mücadeleleri vardır. Ümmetten topluma geçişin, kulluktan vatandaş olma bilincinin yeşerdiği, yerleştiği toprakların, günlerin meyvesidir Av. Ahmet Kemal Ferlengez. İyi ki varsın üstadım………

ASIM ÖCAL

08.01.2019