Çocukları Korumak Artık Bir Tercih Değil, Mecburiyet

Abone Ol

Çocukları korumak gerekiyor… Ama öyle sıradan bir dikkatle değil. Abartı sanılacak kadar, hatta bazılarına göre “fazla” denecek kadar korumak gerekiyor. Çünkü içinde yaşadığımız çağ, bunu bir tercih olmaktan çıkarıp zorunluluk hâline getirdi.

Bu yüzyıl; teknolojinin baş döndürücü bir hızla ilerlediği, ancak insanın kalbinin aynı hızda büyüyemediği bir yüzyıl oldu. Bilgi çoğaldı ama bilgelik azaldı. İmkânlar arttı ama merhamet eksildi. Şehirler büyüdü, ekranlar büyüdü, gürültü büyüdü… Ama vicdan küçüldü.

Eskiden çocukları sokaktan korumak gerekirdi. Şimdi sokak cebimizde. Ekranlardan taşan kötülük sınır tanımıyor. Şiddet sıradanlaşıyor, mahremiyet değersizleşiyor, masumiyet alay konusu hâline geliyor. İyi ile kötü arasındaki çizgi giderek silikleşiyor. Ve çocuk dediğimiz o narin varlık, daha hayatı tanımaya fırsat bulamadan bu karmaşanın ortasında bırakılıyor.

“İnsanlarda artık vicdan kalmadı” demek ağır bir cümle olabilir… Ama her gün karşılaştığımız haberler, duyduğumuz olaylar ve izlediğimiz görüntüler bizi bu gerçekle yüzleşmeye zorluyor. Kötülük artık saklanmıyor; utanmıyor, gizlenmiyor.

Nitekim geçtiğimiz gün yaşananlar bunun en acı örneği oldu. Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir liseye giren saldırgan, elindeki silahla rastgele ateş açtı; 16 kişi yaralandı. Okul gibi güvenli olması gereken bir yerin bir anda dehşet sahnesine dönüşmesi, hepimize aynı soruyu sordurdu: Artık neresi güvenli?

Ama asıl sarsıcı olan, bu olayın hemen ardından yaşandı.

Daha o acı dinmeden, ertesi gün Kahramanmaraş’tan gelen haber yürekleri parçaladı. Henüz 8. sınıf öğrencisi olan bir çocuk, çantasında—iddialara göre babasına ait olduğu düşünülen—silahlarla okula geldi. Açılan ateş sonucu 1 öğretmen ve 8 öğrenci hayatını kaybetti, 13 kişi yaralandı; bazıları hâlâ hayati tehlike altında.

Düşünün… Daha çocuk yaşta birinin, bu kadar canileşip böylesine ağır bir şiddetin faili hâline gelmesi…

Bu artık sadece bir “güvenlik açığı” değildir. Bu, çok daha derin bir sorunun işaretidir. Bir toplumun içten içe çözülmeye başladığının en sert göstergesidir.

Okul dediğimiz yer, çocukların en güvende olması gereken alanlardan biridir. Eğer orası bile güvenli değilse, mesele kapılara konulacak dedektörlerden ya da güvenlik görevlilerinden çok daha büyüktür.

İşte bu yüzden çocukları korumak artık sadece anne babanın görevi değildir. Bu, bir toplumun varlık meselesidir. Çünkü çocuk yalnızca bir evin neşesi değil; bir milletin yarınıdır. Onları koruyamazsak, geleceğimizi de koruyamayız.

Ama korumak demek yasaklamak değildir. Duvar örmek değildir. Korkutarak büyütmek hiç değildir.

Gerçek koruma; bilinçle, sevgiyle ve sağlam bir değer zeminiyle mümkündür.

Çocuğa sadece “dışarısı kötü” demek yetmez. Ona “sen iyiyi seçebilecek güce sahipsin” diyebilmek gerekir. Vicdanı güçlü, sınırları net, merhameti diri bireyler yetiştirebilirsek; kötülüğün karşısına en sağlam seti kurmuş oluruz.

Bu çağda çocuk yetiştirmek, fırtınada bir mum taşımaya benziyor. Rüzgâr sert, karanlık koyu… Ama o mum sönmemeli. Çünkü o ışık sönerse, hepimiz karanlıkta kalırız.

Belki de işe kendimizden başlamalıyız. Çünkü çocuklar en çok söyleneni değil, gördüğünü öğrenir. Biz adil değilsek, onlar adaleti yaşayarak öğrenemez. Biz merhametli değilsek, onlar şefkati hissedemez.

Çocukları korumanın ilk adımı, yetişkinlerin kendini düzeltmesidir.

Evet, kötülüğün sınır tanımadığı bir çağdayız. Ama iyilik hâlâ mümkün.

Yeter ki çocuklarımızı ihmal etmeyelim.
Yeter ki onların masumiyetini “nasıl olsa büyür” diyerek savunmasız bırakmayalım.

Çünkü bir toplumun gerçek seviyesi, çocuklarına verdiği güvenlikle ölçülür.
Ve bugün en büyük imtihanımız, onları ne kadar koruyabildiğimizdir.

{ "vars": { "account": "UA-91479741-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }