Bu Dolmuş Bu Durakta Durmaz!

Abone Ol

Bir şehrin gelişmişliği aynı zamanda vatandaşların her gün kullandığı kamu hizmetlerinin kalitesiyle ölçülür. Toplu taşıma da bu hizmetlerin en önemlilerinden biridir ama sorunun ana kaynağı olmamalıdır.

Bugünlerde Adıyaman’da sıkça sorulan birkaç sorudan birisi “Bu dolmuş, bu durakta durur mu, durmaz mı? Kliması çalışıyor mu, çalışmıyor mu?” gibi çok basit hale gelmeye başladı. Neredeyse memleket meselesinin bu olması, devasa diğer sorunları bile gölgede bırakır oldu.

Her gün yüzlerce hemşehrimiz işe, okula, hastaneye ya da evine ulaşmak için dolmuşları kullanıyor. Ancak durakta bekleyen yolcunun görülmesine rağmen aracın durmaması, durabilecekken yolcuyu almaması ve yolcuya karşı sergilenen ilgisiz tutumlar, şehirde giderek büyüyen bir memnuniyetsizlik oluşturuyor.

Özellikle sıcakların yoğun yaşandığı bu günlerde güneş altında bekleyen ve bir an önce gideceği yere ulaşma telaşı yaşayan birçok vatandaş aynı soruyu soruyor:

Neden durmadı?

Bu soruya vatandaşların verdiği ortak cevap ise dikkat çekiyor:

Havuz sistemi.

Önceki Belediye Başkanlarından Hüsrev Kutlu döneminde uygulamaya konulan bu sistem; gelir dağılımında adaleti sağlamak, haksız rekabeti önlemek ve kimi zaman yolcu almada yaşanan olumsuzlukların önüne geçmek amacıyla hayata geçirilmişti.

Ancak bugün kamuoyunda oluşan yaygın kanaat, uygulamanın beklenen faydayı artık sağlayamadığı; aksine bazı sürücülerde sorumluluk duygusunu zayıflattığı yönünde.

Çünkü verilen hizmet ile elde edilen kazanç arasındaki bağ zayıfladığında, yolcu memnuniyeti de ikinci plana düşebiliyor.

Bir yolcu eksik ya da fazla olsa ne değişir?” anlayışı, kamu hizmetinin ruhuyla bağdaşmıyor.

Bir yolcu alınsa da alınmasa da günün sonunda değişen pek bir şey olmayacağı düşüncesi oluşuyorsa, bunun bedelini direksiyon başındaki değil, hizmet bekleyen vatandaş ödüyor.

Bilinmeli ki “Nasıl olsa gelir aynı…” anlayışı, hizmet anlayışının önüne geçmemelidir.

Kazancın büyük ölçüde ortak havuzda toplandığı bir düzende, bazı sürücüler için bir yolcu eksik ya da fazla olmasının önemini yitirmesi mümkün hâle geliyor.

Oysa bir kamu hizmeti olan toplu taşıma, bireysel öncelikle değil; ortak kurallar, etkin denetim ve güçlü bir sorumluluk anlayışıyla yürütülmelidir.

Şüphesiz bütün dolmuş esnafını aynı kefeye koymak doğru değildir. İşini fedakârlıkla yapan, güler yüzünü eksik etmeyen, yaşlılara yardımcı olan, öğrencileri mağdur etmeyen ve vatandaşın takdirini kazanan çok sayıda şoförümüz var. Onları takdir ediyor, bu eleştirilerin elbette dışında tutuyoruz.

Ancak iyi örneklerin varlığı, sistemden kaynaklanan sorunları görmezden gelmeyi gerektirmez.

Eğer bir uygulama, görevini hakkıyla yapanla yapmayan arasında yeterli bir fark oluşturmuyor; hizmet kalitesini artırmıyor ve vatandaş memnuniyetini sağlayamıyorsa, o sistemin yeniden değerlendirilmesi kaçınılmazdır.

Bugün cevap bekleyen temel soru şudur:

Yaşanan birçok sıkıntının sebebi olarak gösterilen Havuz Sistemi gerçekten amacına uygun hizmet ediyor mu?

Eğer bu uygulama hizmet kalitesini düşürüyor, hesap verebilirliği azaltıyor ve vatandaşın mağduriyetini artırıyorsa, çözüm sistemi cesaretle gözden geçirmekten geçer.

Çünkü toplu taşımanın başarısı, kasaya giren parayla değil; vatandaşın güvenle aracına binebilmesiyle ölçülür.

Adıyaman büyüyor.

Büyüyen bir şehrin ulaşım sistemi de daha planlı, daha ulaşılabilir, daha denetlenebilir ve yolcu memnuniyetini esas alan bir anlayışla gelişmek zorundadır.

Vatandaşın hakkını önceleyen bir model artık bir tercih değil, ihtiyaçtır.

Bu noktada belediyeye, ilgili kurumlara ve dolmuş kooperatiflerine önemli görevler düşmektedir.

Vatandaşın sesini duymak, şikâyetleri ciddiyetle değerlendirmek, uygulamada yaşanan sorunları gidermek, suiistimalleri önlemek ve gerekiyorsa mevcut sistemi yeniden yapılandırmak, kaliteli bir toplu taşıma hizmetinin temel şartıdır.

Olması gereken, yapılan eleştirileri “alışılmış şikâyetler” olarak görmek değil; onları ciddiyetle değerlendirmek ve çözüm üretmektir.

Adıyamanlıların beklentisi açıktır:

Kamu hizmeti sunan toplu taşıma araçlarının kaliteli, düzenli, güvenli ve saygılı bir hizmet vermesi.

Hiç kimse vatandaşın yaşadığı mağduriyeti görmezden gelme lüksüne sahip değildir.

Zira toplu taşıma bir lütuf değil, kamu hizmetidir.

Hiçbir sistem, vatandaşı mağdur etme hakkına sahip değildir.

Bir uygulama insanı yolda bırakıyorsa, o uygulamanın amacını yeniden sorgulamanın zamanı gelmiş demektir.

Çünkü bir şehir, vatandaşını beklettiği kadar değil; ona verdiği değer kadar büyüktür.

Vatandaşın beklentisi çok basit:

Yolda kalmamak, durakta bekletilmemek, kaliteli ve insana yaraşır hizmet görebilmek.

Bunun adı ayrıcalık değil, kamu hizmetidir ve vatandaş olmanın en doğal hakkıdır.

Muhtemelen birçok hatta benzer şikâyetler yaşanıyor. Ancak bu yazıya konu olan ve bahsettiğim şikâyetlerin Perre Koleji hattında yaşandığını özellikle belirtmek isterim. Plaka bilgilerini ise yazmayı tercih etmiyorum.

Durakların durumu hakkında da bir şeyler söylemek isterdim ama yazı zaten uzadı.

Sadece şunu ifade edeyim:

Yazın güneşten, kışın yağmurdan koruyamayan ve önceki duraklarla hemen hemen aynı özellikleri taşıyan durakların, “daha konforlu ve daha estetik” olduğu söylenerek kamuoyuna sunulması doğrusu düşündürücü, tuhaf ve hayrete şayan bir durum.

Bu arada dolmuş şoförlerinin de karşılaştığı önemli problemler olduğunu biliyoruz. Mesela yol çalışmaları, yolların berbat durumu ve yetililerin ilgisizliği. Yolculardan ve sistemden kaynaklanan sıkıntılar gibi konulara da başka bir yazıda temas ederiz inşallah.

Vesselam.

{ "vars": { "account": "UA-91479741-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }