Bu Binalar Sizin Olsa İdi?

Abone Ol

      Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri Dr. Erdoğan Öz’le yaptığımız sohbette söylediklerini 14.9.2015 günü bu sütunda okumuş ve önemi dolayısıyla konuyu irdelemeye devam edeceğimizi belirtmiştik. Kendilerinin değerlendirme niteliğinde re’sen yaptığı “rutin” açıklamayı da tesadüfen aynı gün gazetelerde okumuş olduk.

400+?(çünkü halen onlarcası ekleniyor) yataklı, daha doğru adıyla Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 5 yıldızlı oteli aratmayacak derecedeki temizlik ve modernliğine, cihazlarının yenilik ve çeşitliliğine, personelin ilgi ve nezaketi ile giriş katındaki çocuk oyun salonuna diyecek yok… Dileğimiz modernizasyon açısından daha da gelişerek bölge hastanesi konumuna gelmesidir.

Hasta ziyaretlerinde ömrü; “bir resimlik” olan çiçek yerine “bir ömürlük” olan kitap armağan edilmesini teşvik eden “Bir kitap bin gülücük” projesi de takdire değer doğrusu… Bu projenin sloganla yetinilmeyip halka alışkanlık kazandırılması için başta il protokolü olmak üzere hastane yetkililerinin de “Hastalar Risalesi” gibi kitapları gerekirse günümüz Türkçesine uyarlattırıp ziyaretlerde hastaların özel durumlarını da dikkate alarak armağan etmelerinin projeye işlerlik kazandıracağına inanıyorum.    

Bu hastanenin bu güzelliğe sahip olmasında, özellikle taşınma sürecinde özveriyle gecesini gündüzüne katanlara teşekkür ediyoruz.

 

Ancak;

Son on yıldır Adıyaman’la birlikte Türkiye “sağlıkta devrim“ yaşarken, “hükümetin en fazla beğendiğiniz politikası hangisidir?” sorusunu yönelten anketörlere verilecek cevapların belki yarısından fazlası “sağlık” iken aynı “sağlık” neden Adıyaman’da son bir iki yıldır şikâyet edilen konuların başına oturdu?

Kabahat; bu işin aktörlerinden Bakanlık, Valilik, Rektörlük, İl Sağlık Müdürlüğü, Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği, milletvekillerinde mi? Yoksa yapılanlar yeterli de halka mı iyi anlatılamıyor? Veya ne hizmet verilirse verilsin halk mı doyumsuz?

Genel Sekreter Erdoğan Öz ve selefi Hüseyin Şen’in düzenlediği basın toplantılarından umulanlar elde edildi mi? Basın mensuplarının sorularından yararlanıldı mı? Yoksa çekilen bir iki kare resmin ve medya haberinin dışında “Garp cephesinde değişen bir şey olmadı” mı?

Yıllardır 400 yataklı bir hastane daha açılacağı söylenmesine karşın, eski iki hastanenin kapatılacağı niçin halktan gizlendi?

Sağlıkta kararları kimler veriyor?

Genel Sekreterliğin kararlarını ortak akıllar mı, yoksa üst akıllar mı veriyor? Ortak akıllar veriyor ise bu aklın ortakları kimlerden oluşuyor? Üst akıllar veriyor ise bu akıl sahipleri kimler? Sağlık kurumlarının yerleşim plan kararları, esen siyasi rüzgârların yönü ve gücüne göre değişen günü birlik mi, yoksa süreklilik mi taşıyor? Örneğin olası nüfus artışı da göz önünde bulundurularak önümüzdeki 10 veya 20 yıllık süreler için ilimizdeki sağlık kurumlarının yerleşim planlaması yapılmış mı? Yapılmamış ise daha ne bekleniyor?

2. ve 3. basamak sağlık hizmetlerinin “karma“ derken “çorba!” yapılması Adıyaman’a ne kazandırdı, ne kaybettirdi? Üniversitenin “Ortak Kullanım Protokolü” adı altında kendisini Sağlık Bakanlığının kararlarına bağlama(!) nedeni hastane yönetimindeki bilgi ve deneyim yetersizliği mi, yoksa hekim sayısı yetersizliği mi?

Son üç ayda kamu hastanelerinin geliri azalırken özel hastanelerin geliri niçin arttı?

Eski Adıyaman ve 82. Yıl Devlet Hastanelerindeki araç-gereç, hekim ve personelinin çıkarılabileceği açıklanan olası 600 yataklı hastaneye (standartlardan sapılarak yakında 400+400’e ulaştırılırsa şaşırmayalım!) taşınmasından sonra iş hacminin %25-30 oranında azalıp, özel hastanelerin iş hacimlerinin ise aynı oranda arttığı iddialarının Dr. Öz tarafından ret edilme nedeni, soyut bir öz savunmadan mı ibaret, yoksa realistçe karşılaştırılmış somut istatistiksel verilere mi dayanıyor? Delilleri neler?

Kamu Hastaneleri Birliğine bağlı bir acil servis daha açılmasına karşı olmakta bu denli ısrarcı olunmasının nedeni; fiziki yakınlıktan dolayı hastaların özel hastane acillerine yönelmesine sarı ışık yakılması mı, yoksa “siyasi irade” korkusundan hekim yetersizliğini halka itiraf etmeme direnci gösterilmesi mi? Veyahut yönetememe endişesi mi?

Eski Devlet Hastanesinin taban alanı yaklaşık; poliklinikler 750 m2, Baştabiplik 1000 m2, 112 450 m2, toplam 2200 m2’lik alanın yıkılacağı, 1150 m2’lik 13 yıllık acil servis binasının yıkılmayarak güçlendirilip kat ilavesi yapılacağı, her katı 850 m2’lik 6 katlı C blok için istenecek güçlendirme raporuna göre karar verileceği Dr. Öz’ün 14.9.2015 günlü öncekilerden farksız “sıradan” açıklaması gibi 3 aydan beri sadece konuşuluyor, lakin bir karot örneğinin alındığı dahi söylenemiyor.

Hastane bahçesi olmazsa kaz bahçesi olur!…

Rahmetli Hacı Mehmet İnan hastane arsasını, insanlar muayene ve tedavi olsun diye mi devlete bağışladı? Yoksa “tapudaki hastane şerhine aykırılık oluşturmasın” diye sözde hastane tabelası altında gündüzleri kazların yayılması, kuytu banklarında gençlerin aşna-fişne yapması, geceleri ise tinercilerin uğrağı haline gelen “metruk bina bahçesi” haline getirilsin diye mi bağışladı? Hastaneyi bu hale getirip “sonu belirsiz bekleme” ye alsalardı; merhum İnan’ın yakınları olarak, hatta bu kentte yaşayan sıradan insanlar olarak müsebbiplere dua edilir mi idi?

Kamu zararının müsebbipleri  kimler?

Bu durumuyla eski Adıyaman Devlet Hastanesi muhtemel aylık kira getirisinin yaklaşık 100 bin lira, 82.Yıl Devlet Hastanesinin atıl bırakılan üst katlarının ise 50 bin lira olduğunu varsayarsak devletin bu süredeki zararının 500 bin lira, eski parayla yarım trilyon olduğunu görürüz. Bu binalar yukarıda saydığımız kamu kurumları üst amirlerinin, örneğin Dr. Öz’ün, Dr. Mehmet Emin Taş’ın, Prof. Dr. Talha Gönüllü’nün veya Adıyaman Milletvekili “hekim” Behçet Yıldırım da dâhil “siyasi ikbal” gailesine düşmüş milletvekillerimizin şahsi malı olsa idi harekete geçmeleri için değil aylarca, bir an beklerler mi idi? Yoksa bu kamu kaynağı israfına “artık yeter” mi derlerdi?

Söz sizde Valimiz Demirtaş?

Dilerseniz her birinin cevabı ayrı bir soruna neşter olabilecek bu ve benzeri soruların cevaplarını; devlet kesesinden boşa çıkan bir kuruşu bile kendi şahsi kesesinden çıkmış gibi görerek devlet, millet malını koruyan, “iş ajandasını elinden düşürmeyen” ve engin vizyonuyla ilimizin en az 50 yıllık geleceğini planlayıp şantiyeye çeviren Valimiz Mahmut Demirtaş’tan bekleyelim.

Hep birlikte…