BİZİ ACIMASIZ YAPAN NE?…

Abone Ol

Düşünüyorum da… Depremi sanki unutmuş gibiyiz. Sadece deprem değil insanlığımızı da !…Oysa yaşadığımız acılar hâlâ çok taze. “Sürekli hatırlayıp üzülün” demiyorum; ama şu soruyu sormadan da edemiyorum: Biz bu yaşadıklarımızdan gerçekten ne ders çıkardık?

Eğer ders çıkardıysak, aynı hataları yapmamamız gerekir. Daha güvenli, daha sağlam yapılar inşa etmek gerekir, yüksek binaların peşinde koşmamak gerekir?…

Depremi yaşamış şehirlerde kiraların bu kadar artması hangi vicdana sığar? Her gün yeni bir zam haberiyle uyanmak, zaten yaralı olan insanları daha da yormak değil midir?
O şehirlerin hafızasında sadece beton değil; kayıp var, acı var, yarım kalan hayatlar var. Biraz daha anlayış, biraz daha insaf… Gerçekten bu kadar zor mu?

Peki bizi bu kadar acımasız yapan ne? İçinde bulunduğumuz koşullar mı bizi bu hale getirdi, yoksa biz mi bu koşulları bu kadar sert ve duyarsız hale getirdik? Belki de en zor soru bu: Suç sadece şartlarda mı, yoksa biraz da bizde mi?

Siyasete baktığımızda da tablo çok farklı değil. Siyasetin dili sert, üslubu kırıcı.
Anlatmak yerine suçlayan, birleştirmek yerine ayrıştıran bir ton hâkim.
Oysa kelimeler köprü kurmak içindir, duvar örmek için değil.
Haksızlık, hukuksuzluk iddiaları… Farklı düşünenlere yönelik baskı algısı, toplumun adalet duygusunu zedeliyor. Oysa ilke basit olmalı: Kim yanlış yapıyorsa hesap vermeli. Ama bu hesap, herkese eşit, adil ve şeffaf bir şekilde sorulmalı.
“Benim gibi düşünüyorsan sorun yok, düşünmüyorsan bedel ödersin” anlayışı; sadece insanları değil, bir ülkenin geleceğini de kutuplaştırır.
Bu bağlamda sadece CHP Belediyelerine yapılan baskılar neyle açıklanabilir?…

“Ben” duygusundan “biz” duygusuna geçemedikçe ne büyüyebiliriz ne de iyileşebiliriz. Çünkü toplum dediğimiz şey, yan yana duran bireylerden değil; birbirine dokunabilen insanlardan oluşur. Herkesin bir hesabı olabilir ama hayatın da, vicdanın da, adaletin de bir terazisi vardır. Ve o terazi er ya da geç dengeyi bulur.

Kimsenin makamında gözümüz yok. Ama o makamlara gelenlerin omuzlarında ağır bir sorumluluk var. Siyaset, hesaplaşma yeri değil; çözüm üretme yeridir. İntikamla değil, akılla; öfkeyle değil, vicdanla yol alınır. Farklı düşünebiliriz ama aynı gelecekte yaşayacağız. Bu yüzden ayrışarak değil, konuşarak; ötekileştirerek değil, anlayarak ilerlemek zorundayız.

Belki de asıl mesele tam burada düğümleniyor: Hep “ben” diyerek yola çıkıp “biz” olamamak!…
Oysa bizi ayağa kaldıracak olan tek şey, gerçekten “biz” olabilme cesaretidir.

Gördüklerimiz bunlar…
Bir de göremediklerimiz var.
Ve belki de en çok, onlar değiştirecek her şeyi.

{ "vars": { "account": "UA-91479741-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }