BİLGİ KİRLİLİĞİ !

Abone Ol

Yaşadığımız çağ, bilgiye ulaşmanın en kolay olduğu dönemlerden biri olarak görülüyor. Fakat aynı zamanda doğru bilgiye ulaşmanın en zor olduğu dönemlerden birini de yaşıyoruz.
Her gün sayısız haber, yorum, görüntü ve iddia ile karşılaşıyoruz. Bir olayın onlarca farklı anlatımı, bir gerçeğin yüzlerce farklı yorumu önümüze düşüyor. Bu durumda insan ister istemez şu soruyu soruyor: Yaşadıklarımıza mı, gördüklerimize mi, yoksa görmediklerimize mi inanmalıyız?
Gördüklerimiz her zaman gerçeği yansıtmayabilir. Bir fotoğrafın sadece belirli bir anı göstermesi, bir videonun yalnızca istenen kısmının paylaşılması veya bir olayın farklı açılardan farklı anlamlar taşıması mümkündür. Gözlerimizle gördüğümüz şeyler bile bazen bizi yanıltabilir.
Öte yandan yaşadıklarımız da tamamen objektif değildir. Her insan olayları kendi duyguları, deneyimleri ve beklentileri doğrultusunda yorumlar. Aynı olayı yaşayan iki kişi bile bambaşka sonuçlara ulaşabilir. Bu nedenle yaşadıklarımız, gerçeğin tamamı değil, bizim gerçeği algılayış biçimimiz olabilir.

Bir de görmediklerimiz vardır. Bazen perde arkasında kalanlar, söylenmeyenler ve gösterilmeyenler, gördüklerimizden çok daha büyük bir anlam taşır. Ancak görmediklerimize inanmak da ayrı bir risk taşır; çünkü eksik bilgi, tahminleri ve varsayımları beraberinde getirir.

Belki de asıl yapılması gereken, tek bir kaynağa veya tek bir bakış açısına teslim olmamaktır. Duyduklarımızı sorgulamak, gördüklerimizi analiz etmek ve yaşadıklarımızı farklı perspektiflerden değerlendirmek gerekir. Gerçeğe ulaşmak, çoğu zaman hazır cevapları kabul etmekten değil, doğru soruları sormaktan geçer.
Bilgi kirliliğinin içinde kaybolmamak için körü körüne inanmak yerine düşünmek, araştırmak ve sorgulamak zorundayız. Çünkü günümüzde bilgiye sahip olmak kadar, hangi bilginin doğru olduğunu ayırt edebilmek de büyük bir beceri haline gelmiştir.

{ "vars": { "account": "UA-91479741-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }