15 Temmuz üzerine...

Abone Ol

Bundan iki yıl önce, 15 Temmuz 2016 tarihinde ülkemiz, milletimiz ve devletimiz çok büyük bir badire atlattı.

Milletimizin hazırlıksız ve hesapsız yakalandığı ve ilk anda ne olduğunu anlayamadığı o meşum, melun ve hain FETÖ girişimi, Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız başta olmak üzere devletimizi yönetenlerin dirayeti ve feraseti ve her şeyden öte Allah (cc)’ın inayeti ile atlatmasını bildi.

Bütün hesapların üstünde bir hesap olduğunu, bunun da Cenâb-ı Allah’ın hesabı olduğunu bilmeyenlerin, anlamayanların hesaba kat/a/madığı şeydi bu.

İki yıldır neredeyse en ince detayına kadar çok şeylerin yazılıp çizildiği, resmedildiği ve anlatıldığı bu süreçte tam olarak neredeyiz, ne haldeyiz diye bir soru sorulsa, cevap tam olarak ne olur doğrusu bilmiyorum.

Zira doldurulamayan boşlukların, giderilemeyen endişelerin ve cevabını bulamayan soruların olduğunu bu işin bilincinde olan herkes ifade ediyor.

Yarın ne olur, zaman ne gösterir bilinmez. Az önce ifade etmeye çalıştığım gibi, herkesin bir hesabı varsa Allah’ın da bir hesabı vardır ve bu bütün hesapların üstündedir.

Anadolu insanının ve irfanının samimiyeti ve teslimiyeti ile söyleyecek olursak “Allah Kerim” diyerek üzerimize düşeni yaptıktan sonra, ötesini Cenâb-ı Allah’a bırakmaktan başka bir şey de elden gelmez.

Ardahanlı bir çoban amcamız Köksal Yardımcı’nın dediği gibi:

“Allah Teâlâ zûl Celâl Hazretleri memleketimize, yurdumuza, devletimize, milletimize kem gözlerle bakanın gözlerini çıkarsın… Allah onların planlarını bozdu, Rabb’ül Âlemin kirli oyunlarını başlarına verdi…”

***

Hafızamızın zayıflığı milletçe düçar olduğumuz marazlardan biridir. Çabuk unutuyoruz.

15 Temmuz olayında da böyleyiz maalesef. Yıldönümünde oynatılan görseller, yazılan yazılar ve konuşturulan insanlar olamasa çabucak hafızamızın arkasına atıveriyoruz onca yaşananları.

Oysa 15 Temmuz’un ve 15 Temmuz’a getiren sürecin tekrar yaşanmaması için hafızalarımızda, hatıralarımızda ve hissiyatımızda hep canlı hep diri tutulması gerekiyor. Bozulmadan, değiştirmeden ve tüm gerçekliği ile mütemadiyen yeni nesillere aktarmamız gerekiyor.

***

Toplum olarak karşılaştığımız acı geçeklerden biri de “sahte kahramanlar”dır.

Olayın, tehlikenin cereyan ettiği sürede ortalıkta görünmeyen, tırsan, sıvışan, aklı sıra ortamı koklayan ve gelişmelere göre tavır belirleyen, durum atlatıldıktan sonra da ortaya çıkan bu insancıklar süt liman ortamı bulduktan sonra herkesten öne çıkmaya, herkesten fazla bağırıp çağırmaya başlarlar.

Bu konuda hassas herkesin ittifaken kabul ettiği şu bir gerçektir ki; Zamanında FETÖ denen melanete yanaşan, yılışan hatta çıkar sağlayan birçok kimse, ihanet aşikâr olduktan sonra hiçbir şey olmamış gibi hatta kahramanca bir eda ile arzı endam etmeleri maşeri vicdanı hep rahatsız etmiştir.

Bu, böyle badirelerin normal olmayan ama birilerince normal sayılan sonuçları olabilir. Kabul etmek mümkün mü? Etmesek de elden bir şey gelmiyor ne yazık ki.

***

Bu konuda bir şeyler söyleme ihtiyacı hissettiğim, sizlerle halleşmek istediğim için bunları yazıyorum. Bir nevi kendi adıma tarihe not düşmek, iz bırakmak da diyebilirsiniz.

***

Şu notu da düşelim. Özellikle de kraldan fazla kralcıların, kendi gizlemek isteyenlerin ve kendini ispat etmek isteyenlerin sebep olduğu o kadar çok mağduriyet var ki… Bu mağdurların ahları Arş-ı Âlâ’ya çıktığı halde, hâlâ gerektiği kadar duyul/a/maması, sürecin henüz bitmediğinin bir göstergesi mi, yoksa gittikçe sağırlaşıp duyarsızlaştığımızın bir sonucu mu kestiremiyorum doğrusu.

***

Sözü çok fazla uzatmak istemiyorum. Yazıyı konu ile alakalı sosyal medyadaki bazı paylaşımlarıma yer vererek bitireyim.

***

Ey siz değerli yöneticiler;
15 Temmuz programlarını ne olur şahsi/nefsi arzularınıza malzeme olarak kullanmayın.
Kendinizi pazarlama ve reklam aracına dönüştürmeyin. Samimi olun.
İnsanlarımızın özellikle de yeni nesillerin hafızasında kalacak, şuur verici şeyler yapın.
Aksi vebaldir. Unutmayın esas kahraman bu millettir.

Ayrıca 15Temmuz ruhuna uymayan hatta zarar veren şeylerden biri de onu sulandıracak ve magazinleştirecek şeylerdir, kaçınmak gerek.

***

15 Temmuz’da "ben" değil “biz” olduk. Bunu dünyaya gösterdik. Bu yüzden hiç kimse gerek kişisel gerekse kurumsal "ben" duygusunu öne çıkarmasın. O gece "biz" ve "bir" olduk, öyle de devam edelim...

***

15 Temmuz'un üzerinden iki yıl geçti ve bildiğim kadarıyla hâlâ ciddi bir film, roman vb. bir çalışma ortaya konmadı... Bu konuda doğru bilgi ve bilinç verici eserler ortaya çıkmadıkça nesillere aktarımlar duygusunu ve etkisini kaybedecektir...

***

"Ortada kimse yoktu biz sökerken bayırı... Açıldı şimdi sahte mürşitler panayırı... (Necip Fazıl Kısakürek)

***

Eğer bugün; o meşum gecede yaşananları hatırlayıp yüreğimiz kabarmıyorsa... Öfkemiz canlanmıyorsa... Gözlerimiz ıslanmıyorsa... Veyl olsun bize...

***

Şu da bir gerçek ki; "Kim olursak, her ne halde olursak olalım; bu milletin asırlardır ruhuna sinmiş olan İ’lâyi Kelimetullah ve şehitlik ruhunun tortusu bile tarifsiz bir güç! 15 Temmuz şahlanışını ancak böyle bir güç başarabilirdi. Bizi en büyük yapacak olan yine bu ruhtur."

***

"Sen içinde bir İbrahim biriktirmeye bak, o vakit en harlı ateş dahi serinlik olur sana!"

Vesselam.