16 Mayıs 2015 Cumartesi 15:56
470 Okunma
Başbakan halkını mı bombaladı?


Başbakan halkını mı bombaladı?

 

 

MEHMET METİNER / Siyasetçi

 

Uludere üzerinden birileri Başbakan’la kendi hesabını görmeye çalışıyor. BDP’nin derdi, orada katledilenler değil. CHP’nin derdi, hiç değil. Uludere gerçekte AK Parti Hükümetinin demokratik açılım siyasetine yöneltilmiş bir suikast girişimidir. Bu süreçte ilginç ittifaklar oluşmaya başladı.

 

Başbakan’ın Uludere konusunda söyledikleri gayet net. Ama birileri anlamamakta, dahası çarpıtarak sunmakta ısrar ediyor. Ne diyor Başbakan? “Türkiye hukuk devleti, hata yapan bedelini öder.”

 

Ne demektir bu? Şu demektir: Uludere’de bir hata yapılmıştır. Biz bu hatayı asla karşılıksız bırakmayız. Başbakan’ın burada o birilerinden ayrıldığı nokta şudur: Onlar ortada bir kasıt olduğuna, yani o gencecik evlatlarımızın kaçakçı oldukları bilindiği halde öldürüldüklerine inanıyor. Başbakan ise ortada bir değerlendirme hatası olduğunu söylüyor. Her iki halde de siyaseten ve hukuken sorulması gereken bir hesap var. Ödetilmesi gereken bir bedel var.

 

Burada can alıcı soru şudur: Ortada bir kastın mı yoksa bir hatanın mı olduğuna kim karar verecek? Tabii ki yargı. Olay idari ve adli açıdan soruşturuluyor. Yani olayın üstü örtülmüş değil. Başbakan’ın bu konuda kararlılığı en başından itibaren biliniyor. Nitekim o yüzdendir ki idari ve adil soruşturma vakit geçirilmeden başlatılmıştır.

 

Sormak lazım: Demokratik bir ülkede Hükümet başkaca ne yapar? Veya Hükümetin eksik bıraktığı konu nedir? Hükümet özellikle yargı tarafından derinden soruşturulan bir olayda ne yapabilir? Başbakan Erdoğan bir padişah değildir ki, kimin suç işlediğine kendisi karar verip hemen infazda bulunsun! Başbakan’a Uludere üzerinden yüklenenler Başbakan’dan demokratik bir hukuk devletinin başbakanı olarak değil, kadir-i mutlak bir padişah gibi davranmasını bekliyorlar. Ne yani Başbakan yargıya intikal etmiş bir konuda yargı kararını beklemeden suçlu olduğuna inandığı kişileri infaz mı etsin?

 

Başbakan’ın, “Devlet de hükümet de Uludere’de şu ana kadar yapılması gerekenleri misliyle yapmıştır. Hiçbir şeyin üzerinin örtüldüğü, kapatıldığı yok. O yüzden soruşturmaların sonuçlanmasını beklemek en doğru olanı.”

 

Yanlışlık bunun neresinde? Başbakan herhangi bir güç odağından korktuğu veya çekindiği için mi böyle diyor? El insaf! Hani bu ülkede genelkurmay başkanlarının, kuvvet komutanlarının, anlı şanlı generallerin AK Parti iktidarı döneminde hapse tıkıldıklarını bilmesek inanırdık belki bu iddiaya. Tabii ki darbecilerden hesabı yargı soruyor. AK Parti sadece siyasal zihniyet düzeyinde bunun hesabını soruyor ve demokrasiye kararlılıkla sahip çıkıyor. Yargı ise siyasi otoritenin bu inançlı ve kararlı tavrı karşısında daha önce kendilerinden hesap sorulamayan darbeci-çeteci unsurlardan hesap soruyor.

 

Ergenekoncu-ulusalcı bir hükümet iktidarda olmuş olsaydı yargı buna cesaret edebilir miydi veya buna cesaret eden yargıçların akıbeti ne olurdu?

 

Başbakan Uludere’de hatalı karar veren kişilere niye arka çıksın? Üstelik Uludere katliamı, siyaseten en fazla AK Parti’yi sıkıntıya soktuğu halde bunu niye yapsın?

 

Bir şey söylerken inandırıcı olmak gerekir. Başbakan’a ve AK Parti Hükümetine yönelik bu suçlamaların hiçbirinin iler tutar yanı yok, inandırıcılık katsayısı ise sıfır. Sadece ve yalnızca AK Parti’yi köşeye sıkıştırmayı amaçlayan politik bir istismar söz konusu. Burada insani bir hassasiyetin öncelediğini söylemek de pek inandırıcı değil.

 

Başbakan gayet net bir biçimde beyan etti. Dedi ki: “Biz hiçbir hatayı örtmeye çalışmayız ama hiçbir hata yüzünden de yargısız infaz yapmayız.”

 

Sahi AK Parti Hükümeti döneminde hangi suçun veya hatanın üstü örtüldü de bunun örtülsün?

 

BDP’nin PKK’dan aldığı talimat doğrultusunda Uludere’yi AK Parti Hükümetine karşı nasıl bir politik istismar malzemesine dönüştürdüğü biliniyor. BDP’lilerin insan yaşamı, hadi daha açık söyleyeyim, Kürtlerin yaşamı hakkında sahiden duyarlı olduklarına inanmak mümkün mü? O PKK değil midir onlarca Kürdü kadın, çocuk, yaşlı, bebe demeden öldüren? “Hain, ajan, işbirlikçi” diye suçladığı Kürtlerin köylerini basıp hayvanlarına varıncaya değin öldüren, evlerini yakıp yıkan? BDP’liler sahiden Kürtlerin yaşam hakkı konusunda duyarlı iseler niçin PKK kaynaklı bu cinayetlere ve katliamlara karşı çıkmazlar? Niçin PKK’nın iç infazları ve Hikmet Fidan örneğinde olduğu gibi örgüte muhalif isimlerin öldürülmesi karşısında tek bir eleştiri getirmezler?  Tersine PKK’ya ve eylemlerine bir bütün olarak sahip çıkarlar. PKK’lıları “Kürt Özgürlük Savaşçıları” olarak nitelendirirler, PKK’nın mücadelesini de “Kürt Özgürlük Mücadelesi” olarak selamlarlar. “Kürt sorunu çözülmediği için PKK var” diyerek, “Savaş süreçlerinde bunlar olabiliyor!” diyerek PKK’nın terör/şiddet politikasını apaçık savunmaktan kaçınmazlar. Uludere konusundaki gözyaşlarının timsah gözyaşları olmadığına bu durumda kimleri inandırabilirler sahi? Başbakan Uludere olayını istismar eden BDP’lileri eleştirirken işte bunları söylüyor. Haksız mı?

 

BDP’yi anlamak mümkün, peki ya CHP’ye ne demeli? Kendi devr-i iktidarlarında, hem de her şeyleriyle devlet-hükümet oldukları bir dönemde hunharca altına imza attıkları Dersim katliamından dolayı bugün bile çıkıp özür dilemeyen bir CHP zihniyetinin Uludere konusundaki samimiyetine kim inanır Allah aşkına? Dahası, Ergenekon soruşturmalarında “yargısız infaz” edebiyatı ve “masumiyet” karinesi üzerinden ahkam kesen, onca delile ve iddiaya rağmen “fasa fiso” diyen bir CHP zihniyetinin Uludere konusunda elinde hiçbir bilgi ve belge yokken Başbakan’ı neredeyse katil ve suçlu diye ilan etmesine ne demeli? Ergenekon konusunda toptan “masumiyet” karinesine sığınan CHP liderinin Uludere konusunda yargısız infaza yönelmesi hangi ilkesellikle ve tutarlılıkla açıklanabilir?

 

Cumhuriyet gazetesinin haberine göre boydan boya Kürt cesetleriyle dolu Zilan deresindeki katliam için özür dilemesinden hadi vazgeçelim, kendi akrabalarının da öldürülenler arasında bulunduğu Dersim katliamı için nedense özür dilemekten kaçınan Kılıçdaroğlu kalkıp Uludere’nin hesabını Başbakan’dan soruyor. Bilmeyen de sanır ki Başbakan Uludere’nin hesabını sormuyor, Uludere’nin üstünü örtmeye çalışıyor. Başbakan Dersim’in hesabını nasıl soruyorsa Uludere’nin de hesabını aynı hassasiyetle soruyor.

 

Acıları araçsallaştırmak

Bu ülkede kimlerden hesap sorulmadı ki Uludere’nin faillerinden hesap sorulmasın?

 

Başbakan’ın CHP’nin yalnızca politik istismar kokan yargısız infaz siyasetine yönelttiği haklı eleştiriyi çarpıtarak başka yerlere çekenlerin de iyi niyetinden kuşku duymamak elde mi?

 

Başbakan acıları yarıştırmıyor. Uludere’yi Dersim’le yarıştırmıyor. Uludere’yi örtmek için PKK’nın cinayetlerine göndermede bulunmuyor. Başbakan’ın yaptığı, bir ikiyüzlülüğe dikkat çekmek. İkiyüzlülüğün politikadaki karşılığı bir tür kalleşliktir. Başbakan CHP’nin de BDP’nin de ilkesizliğine, tutarsızlığına, iki yüzlü kalleş siyasetine dikkat çekmek için örnekler veriyor. Yoksa “Sen Dersim’e bak asıl!” veya “PKK’nın cinayetlerine bakınız siz!” gibisinden bir gayr-ı insani anlayış Başbakan Erdoğan’ın semtine bile uğrayamaz. Başbakan, masum bir insanın ölümünün bütün bir insanlığın ölümü gibi olduğuna inanan bir inancın mensubudur. Başbakan vatandaşın hukukunu devletinin hukukunun üstünde gören bir anlayışın sahibidir. Önce devlet değil insan diyen bir siyasal anlayışın temsilcisidir. Başbakan devlet zarar görmesin diye hiçbir cinayetin ve katliamın üstünü örtmez. Öyle olsaydı Dersim katliamının üstünü açmazdı. Geçmiş dönemlerde terörle mücadele adı altında bölgede işlenen cinayetlerin ve vahim olayların hesabını sormazdı. Başbakanınki bir devletperestlik değildir asla. Başbakan devleti koruyan ve kollayan bir anlayışla hareket ettiği için değil, hakikat ortaya çıksın diye yargısal bir soruşturmanın sonuçlarının beklenmesi gerektiğini söylüyor.

Birileri Başbakan’dan çıkıp özür dilemesini ısrarla istiyor.

 

Amacını aşan sözler

BDP daha ilk günden bu katliam emrinin Başbakan tarafından verildiğini iddia etti. CHP, sonraki günlerde BDP’nin trenine atladı. Kılıçdaroğlu’nun söyledikleri ile BDP’li Eş Başkanların söyledikleri neredeyse kelimesi kelimesine aynı. CHP’nin amacı belli: Bölgede siyaseten tutunabilmek. Bu yüzden Uludere üzerinden BDP’nin dilini kullanarak kendilerine bir yer edinmek istiyor.

 

Kılıçdaroğlu ısrarla Başbakan’ı özür dilemeye çağırıyor. Kılıçdaroğlu’nun mantığına göre bu katliamın siyasi faili Başbakan. Bir tek çıkıp katil ilan etmediği kaldı. Yakında onu da yaparsa kendi adıma şaşırmam. Çünkü CHP, AK Parti karşısında ceberut 6 ok sistemini tümden kaybettiğini görüyor. Eskiden seçimle iktidara gelemezse bile siyasal felsefesi ve kurumlarıyla iktidarda olan CHP artık o geleneksel bürokratik iktidarını da tümden yitirdiğini görmenin korkusuyla körlemesine saldırıyor.

 

Özür, bir olayın üstü örtülmüşse veya örtülüyorsa dilenir. Böyle bir şey yok. Tam tersine üstüne üstüne gitme var. Adli soruşturmanın neticesinde failler belirlenip cezalandırıldıklarında şimdi ortalığı özür adına siyasi velveleye verenlerin kendileri çıkıp Başbakan’dan özür dileyecekler midir acaba?

 

Zannetmiyorum. Onlar için “dün dündür, bugün bugündür” anlayışı esastır.

 

12 Eylül referandumunda “evet” denilmesi halinde 12 Eylül darbesiyle hesaplaşmanın mümkün olmayacağını, AK Parti’nin bunu bir politik istismar aracı olarak kullandığını söylüyorlardı. 28 Şubat ve diğer darbeler için de aynı şeyi söyleyip duruyorlardı. Ne oldu? Çevik Bir’e kimse dokunamaz diyorlardı. Ne oldu? Nerde şimdi Çevik Bir ve şürekâsı?

 

Çıkıp bu sırf AK Parti karşıtlığı için dillendirdikleri iddialarından dolayı Türkiye toplumundan özür dilediler mi ki Uludere’nin faillerinden hesap sorulduğunda dilesinler? Merak etmeyin, o zaman da çıkıp şunu derler: Bizim baskımız olmasaydı AK Parti Uludere’nin üstünü örtecekti! Failler cezasız kalmadıysa bizim muhalefetimiz sayesinde oldu! Dilin kemiği yok ki, ne diyeyim!

 

Başbakanın tavrı bu kadar açık iken adı Taraf olan bir gazetenin attığı manşet ziyadesiyle düşündürücü ve üzücüdür: “Başbakan halkını bombaladı”. Taraf’ın başyazarının Başbakan’a duyduğu kin onun gözünü kör etmişe benziyor. Başbakan’ın Uludere ile ilgili gerçekleri halkından sakladığını söyleyerek yalan beyanda bulunuyor. Mahut başyazar her zaman yaptığı gibi, kendisi Başbakan’ın niyetini okuyor ve bu niyet üzerinden sonuçlara varıyor. “O gerçekler her neyse” diyor, “onu öylesine ürkütüyor ki o gerçeklere dokunmamak için bütün Kürt halkının kalbini kırmayı, hepsini aşağılamayı, ‘ölülerin’ aslında ‘suçlu’ olduğunu söylemeyi göze alıyor.” (Bkz. Taraf, Ahmet Altan, “Uludere ve kürtaj”, 30 Mayıs 2012)

 

Kendisi Başbakan adına bir tespit yapıyor, sonra da bu tespit üzerinden bombalar yağdırıyor Başbakan’ın üstüne. Başbakan’ın grup toplantısında Uludere ile ilgili yaptığı açıklamaları bir bütün olarak okuyanlar eminim ki Altan’ın çizdiği Başbakan portresinin ne kadar çarpıtılmış bir portre olduğunu anlamakta zorlanmazlar. “Bütün bir Kürt halkını aşağılamak” gibi çıkarımlar, Başbakanı aşağılamayı tamamen kişisel kin duygusuyla alışkanlık haline getiren Altan’ın ruh dünyasını yansıtıyor. Kendisinde ne varsa Başbakan’da da onun olduğuna inanıyor besbelli.

 

Uludere üzerinden hesaplaşma

Diyeceğim o ki, Uludere üzerinden birileri Başbakan’la kendi hesabını görmeye çalışıyor. BDP’nin derdi, orada katledilenler değil. CHP’nin derdi, hiç değil.  Altan gibilerin amacı ise, fırsatını bulmuşken Başbakan’dan hınç almaları, kişisel intikam duygularını tatmin etmeleri. Bu süreçte ilginç ittifaklar oluşmaya başladı.

 

Bakalım Uludere olayı aydınlığa kavuştuğunda ve o gencecik evlatlarımızın nahak yere ölümüne sebebiyet verenlerden hukuken hesap sorulduğunda bu ittifakın mimarları ne yapacaklardır! Uludere gerçekte AK Parti Hükümetinin demokratik açılım siyasetine yöneltilmiş bir suikast girişimidir. Ortada bir kasıt varsa, bunun hedefinde AK Parti Hükümeti ve Başbakan vardır. Çünkü Uludere olayıyla birlikte siyaseten en büyük sıkıntıya duçar kalan parti AK Parti olmuştur. Bu olaydan siyaseten nemalanan ise PKK/BDP olmuştur. BDP’nin ısrarla bu konuyu AK Parti karşıtlığı üzerinden gündemde tutmasının sebebi budur.

 

Uludere üzerinden ayrıca AK Parti’nin içine oynanmak istenmektedir. Devletçi bir anlayışın izlerini taşıyan her açıklama AK Parti’yi hiç de hak etmediği bir suçlamanın hedefi haline getiriyor. Bu dilin, AK Parti içinde bölünme yaratacağını uman çevreler bu yüzden Uludere’yi gündeme bu boyutuyla özellikle taşıyorlar. Başbakan’ın grup konuşmasıyla çizdiği çerçeve, hem hala devletin derinliklerinde var olan güçlere bir mesaj niteliğinde olmuştur, hem de AK Parti’nin milleti eksen alan rotasını devletçi bir çizgiye oturtmak isteyenlerin hevesini kursaklarında bırakmıştır

 

Başbakan Uludere üzerinden kendi partisine kurulan derin komplonun ayaklarını oluşturan tüm unsurlarının/bileşenlerinin farkında olduğunu göstererek tehlikeli bir oyunu boşa çıkartmıştır

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.