Dünyayı esir alan Koronavüs belasıyla uğraşırken, her gün can kayıpları yaşarken, ülkeyi yönetenler gecikmeli de olsa çıkış yolu aramakta ve çözüm önerileri sunmakta, fakat salgının kısa sürede 81kentte bulaşması , her yerde görülmesi , Sağlık Bakanı'nın "salgının başındayız" açıklaması ile ülke insanın nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu anlamak için bilmem müneccim Olmaya gerek var mı?....
Daha sıkı tedbirler almak zorundayız!...
Sn . Cumhurbaşkanı Corona virüsü tedbirlerini açıkladığı konuşmasında “Kurtuluş Savaşı başlarken Gazi Mustafa Kemal Atatürk Tekalifi Milliye diye 10 maddelik emir yayınlamıştır” dedi. Tarihi geçmişimizi hatırlatmak, unutmamak güzel, fakat
Kurtuluş Savaşının, o gününün zor koşullarıyla bugünün koşullarını karşılaştırmak tarihe haksızlık olur diye düşünşünüyorum.
Tekâlif- i Milliye Nedir?
Mustafa Kemal Atatürk orduyu güçlendirmek için 7–8 Ağustos 1921 yılında Tekâlif-i Milliye emirlerini yayınlamıştır. 10 maddeden oluşan Tekâlif-i Milliye Emirleri, Milli Vergi ve Ulusal Yükümlülükler anlamlarına gelmektedir.
Bu emirler sayesinde ordunun taşıt, araç ve gereç bakımından gücünün arttırılması, yiyecek ve giyeceğinin temin edilmesi sağlandı.
Ayrıca yine bu emirlerle halk, elindeki imkanlar ölçüsünde Kurtuluş Savaşı’na katılmaya çağrıldı. Ve böylece Türk ordusunun ihtiyaçları karşılandı.
Kaldı ki günümüzdeki bağış gibi karşılıksız bir bağış değildir. Yani anlayacağınız Tekalif -i Milliye devletin halktan istediği karşılıksız bağış değildir.
Evet, Başkomutan Atatürk, 7-8 Ağustos 1921'de "Bedeli sonradan ödenecektir" diyerek halktan zorunlu yardım topladı. 12 Nisan 1923 tarihli ve 328 sayılı kanunla 6.003.663 TL olan Tekalifi Milliye borçları halka tekrar ödendi. Yani Gazi Mustafa Kemal Atatürk milletten bağış toplamadı, milli mücadelenin en zor anında milletten vatan için borç aldı, milli mücadele bitince aldığı borcu son kuruşuna kadar millete geri ödedi.
Tarihçi Sn.Sinan Meydan bunu belgeleriyle tek tek açıklamıştır. Diğer tarih kaynaklarda da bu durum mevcuttur.
Yazımın bundan sonraki bölümünü usta Gazeteci- Yazar Sn. Yılmaz Özdil'in , " Tekalif- i Milliye "başlıklı bugün ki yazısından önemli bir bölümünü alıntılıyorum:
Tekalif-i Milliye, Kurtuluş Savaşı için ulusal seferberlikti.
Bağış kampanyası değildi.
Tekalif-i Milliye çıkarıldığında, İstanbul işgal altındaydı.
Çanakkale Boğazı işgal altındaydı.
Trakya komple işgal altındaydı.
İzmir'den başlayarak Ege komple işgal altındaydı.
Antep, Maraş, Urfa, Adana işgal altındaydı.
Antep öylesine ağır kuşatılmıştı ki, kadınlarımız zerdali çekirdeklerini kırıp, eziyor, kepek hamuruna karıştırarak ekmek yapıyordu, açlıktan kedileri bile yemek zorunda kalmıştık.
Kars, Iğdır, Ardahan işgal altındaydı.
Antalya, Mersin, Hatay işgal altındaydı.
Bursa, İzmit, Zonguldak, Eskişehir, Burdur işgal altındaydı.
Topraklarımızın bir tarafında Pontus devleti kurmaya çalışıyorlardı, bir tarafında Ermenistan kurmaya çalışıyorlardı, bir tarafında Kürdistan kurmaya çalışıyorlardı.
Britanya'dan para alan, padişahın tetikçileri, Çapanoğlu, Koçgiri, Anzavur, memleketin dört bir yanında ayaklanma vardı.
İstanbul sokaklarında, İngiliz, Fransız, İtalyan, Amerikalı, Yunan, Cezayirli, Faslı, Hintli, hatta Japon askerleri devriye geziyordu.
10 yaşında kız çocuklarımızın ırzına geçiyorlardı.
İki yaşındaki bebelerimizi süngülerin ucuna takıp, sokak sokak gezdiriyorlardı.
Bebelerimizi emzirmesinler diye, yeni doğum yapmış annelerimizin meme uçlarını kesiyorlardı.
Yaşadıkları yüzünden aklını yitiren kadınlarımız vardı.
Yaşadıkları yüzünden canına kıyan kızlarımız vardı.
Bak adres vereyim, Bursa Osmangazi'de çocuklar kadınlar dahil 97 kişiyi camiye doldurup, ateşe vermişlerdi, diri diri yakmışlardı, pencerelerdeki demir parmaklıklara çocukların elleri yapışmıştı.
İzmir Bergama'da 200'den fazla insanımızı devasa çukura doldurup, makineli tüfekle tarayıp, cenazelerine benzin döküp yakmışlardı.
Aydın Söke'de 57 insanımızı kuyuya üst üste atarak öldürmüşlerdi.
Onbinlerce böyle belgeli, fotoğraflı örnek var.
Kuran'ı Kerimleri parçalıyor, sayfa sayfa hela çukurlarına atıyorlardı, insanlarımız o sayfaları çıkarıyor, yıkıyor, ağlaya ağlaya toprağa gömüyordu.
Çanakkale'de şehitliklerimize dışkılıyorlardı.
Bağış kampanyasına benziyor mu?
Tekalif-i Milliye, bizatihi kanun uygulamasıdır.
Yasama hukuku'nun sınırları içindedir.
Çünkü…
TBMM kanun çıkardı, Mustafa Kemal'e üç ay süreyle başkomutanlık yetkisi verdi, Mustafa Kemal bu kanun yetkisi çerçevesinde Tekalif-i Milliye emirlerini yayımladı, kafasına göre yayımlamadı.
“Milli sorumluluk” manasına gelen Tekalif-i Milliye, milletten toplandı, hatta zorla toplandı ama, asla karşılıksız değildi.
“Bedeli geri ödenecektir” ibaresiyle, makbuzla toplandı.
Kurtuluş Savaşı kazanıldı.
1923 yılında yine TBMM'de kanun çıkarıldı.
Tekalif-i Milliye'yle toplananların parası son kuruşuna kadar ödendi.
Vehbi Koç mesela…
“Hayat Hikayem” isimli kitapta, aynen şunları anlatıyor.
“Ordu için gerekli malzemeler mağazalardan alınır, bedelinin yüzde 60'ı ödenir, geri kalan miktar için Tekalif-i Milliye denilen bir borç makbuzu verilirdi. Zaferden sonra bu paraların hepsi, hükümet tarafından esnafa ödendi.”
Bağış meselesine gelirsek…
Tekalif-i Milliye'yi çıkaran Mustafa Kemal, millete bağışlaya bağışlaya anca bir kaç aylık maaşını bağışlamakla kalmadı…
Kızkardeşi bile hak iddia etmesin diye özel kanun çıkarttı.
Ömrü boyunca sahip olduğu tüm mal varlığını, tüm parasını, tamamını, millete bağışladı!
Evet, tarihimizi unutmamak güzel,fakat tarihi karşılaştırırken , o günün koşullarını da unutmamak gerekir.
Toplum olarak bu zorlu süreci akılla, bilimle aşmak ve en önemlisi birlikte başarmak zorundayız.
5.04.2020
Fatma Ulubey
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.