Küresel ısınma böyle devam ederse, Kutuplarda ki buz dağları eriyecek, Denizlerin su seviyesi yükselecek, denize sıfır olan yerler denizin altında kalacak ve deniz kıyılarında tusunamiler oluşacaktır. Sıcaklıklar 50-60 dereceye ulaşacak, Kış mevsimi diye bir mevsim olmayacak, dolayısıyla insanların belini büken Doğalgaz faturaları da olmayacak.

Şu anda zaten dereler ve çaylar kurumuş, Nehirler ve Irmakların da yavaş yavaş debileri düşmektedir.

Ne kadar sürer bilinmez ama zamanla nehirlerin de kuruyacağı bilim adamları tarafından varsayılmaktadır. Böyle bir durumda yer altı sularıda daha aşağıya çekileceğinden suya ulaşmak çok ama çok güçleşecektir. Bırakın bostan sulamayı insanlar içmeye dahi su bulamayacaklardır. Bir tas su bir varil benzine eşit olacaktır. Deniz suyu arıtılarak içilecektir.

Küresel olarak acil önlem alınmazsa bütün bunlar kaçınılmaz olacaktır.

Torunlarımız, kendilerine böyle bir dünya bıraktığımız için bizden nefret edecekler, dua yerine bize beddua gönderecekler, bazende gıpta ile bakacaklar. Diyecekler ki, bizim atalarımız, her gün, kişi başına 2-3 litre su içiyorlarmış, her banyo yaptıklarında duş alma fiskiyesini en az yarım saat açık bırakarak tatlı su altında büyük bir keyif ile banyo yapıyorlarmış, banya yapma süresince tatlı su öyle akıp gidiyormuş.

Tabi o zamanlar evlerin içindeki musluklardan şarıl şarıl sular akıyormuş ve hatta tatlı su ile dopdolu havuzlarda yüzüyorlarmış, o zamanlar, dereler, çaylar ve ırmaklar gürül gürül tatlı su akıyormuş. Dinleyicilerden birisi diyecek ki, Yeter artık arkadaş, su lafını etme ağzım sulanmaya başladı, işte böyle su ile ilgili sohbetler olacaktır...

Örneğin Adıyaman ilini ele alacak olursak, 1960'lar da 1970'ler de benim çocukluk dönemimde çok iyi hatırlıyorum, Kış'ın bir ile iki metre yüksekliğinde Kar yağardı. Kahta Çay'ı, Halberci (Bırcık) Çay'ı, Ziyaret Çay'ı, Eğri Çay'ı ve Göksu Çay'ı Kasım ayından itibaren Baharın sonuna kadar geçit vermezdi. İnsanlar geçemezdi. Şimdi ise bir derenin debisinden daha düşük akıyorlar, üstünden atlayıp geçebiliyorsun.

O gürül gürül akan dereler zaten tamamen kurumuş durumdalar, bazı köylerde, kurumuş dereleri sürüp ekmeye başladılar.

Çırçır pınarının sesi gelmez oldu, Aboş Paşa Deresinin üstünde binalar yükseldi. Nar, Erik ve Mişmiş bahçeleri kurudu gitti. Ziyaret ve Eğri Çay'ının kuruyan deltalarına mesire alanları yapıldı. Adıyaman'da artık kar yağmaz oldu, Mevsimler birbirine karıştı, İlkbahar ile Sonbahar ise Yaz ile birleşti.

Günümüzde suyu az yada çok kullanmak asla Küresel kuraklığa çözüm değil, ancak yaz aylarında tasarruf edilerek su kesintilerine yardımcı olabilir.

Önemli olan ozon tabakasını inceltip delen, atmosfere bırakılan gazların önlenmesi, ancak kuraklığa çare olabilir. Küresel kuraklık konusunda Dünya genelinde ivedilikle önlem alınmadığı taktirde gelecek nesillerin vay haline vay...

Ben çocukken bir gün Mayıs ayında ektiğimiz bostanın içindeki yabani otları kazma ile dövüyoruz. Ebeveynlerim, beni Harman Deresine su almaya gönderdiler, kova ile tası alıp harman deresinin kaynağından su almaya gittim, derenin Kuzeye bakan kayalarının dibinde halen erimemiş öbek öbek Kar'lar gördüm, Kar'ın üstündeki tozları siyirip, altındaki temiz yerlerinden kovayı yarısına kadar doldurdum, kalan yarısına da su doldurup götürdüm. Yani demem o ki Mayıs-Haziran aylarında bile kar'a rastlamak mümkündü...

Mahşer Günü (Şiir)

Bir gün uzaklardan rüzgâr esecek,

Ardından felaket, yağmur gelecek,

O gün insanlık sona erecek,

Sonbahar yapraklarının dökülüşü gibi.

Bir gün yaşadığın yalan olacak,

Sevdiğin çiçekler tek tek solacak,

Gözlerin boşluğa dalıp kalacak,

Acıların boğmayacak artık benliğini.

Fadlı Doğan

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.