Tanrı’nın ve Yüce Elçisi’nin (a.s.v.) üstünde durduğu ve en çok önem verdiği bir üstün niceliktir, kötülüğe iyilik etmek!

Şu söz ne kadar da güzeldir: “İyiliğe iyilik etmek, her kişiye mahsustur; kötülüğe iyilik, ‘er kişiye’ mahsustur!” Öyleyse bu nitelik, “Tanrı Erlerine” özgüdür.

Ancak her inançlı kişi de; Er olmaya çalışmalı, bu çok güzel ve en üstün niceliğe kavuşmayı amaç edinmelidir!

Bakınız! Erlerin Şahı, Hazret-i Ali (k.v.) Efendimizin, “Şâh-i Merdân (Tanrı Erlerinin Şahı)” unvanı nereden gel­mektedir?.. Onu açıklayalım:

Herhalde Müslümanların birçoğu, atalarından duymuştur. Peygamber (a.s.v.) Efendimiz zamanında birgün; Mü’min kardeşlerimiz birbirlerine sormuşlar“Yüce Peygamberimiz (a.s.v.) acaba neden Hz. Ali’yi çok seviyor?..” diye!.. Bu durum Yüce Peygamberimize (a.,s.v.) ayan (belli, bilinen) olmuş!

Efendimiz (a.s.v.), bunun üzerine Hz.Ömer’e (r.a.) sormuş:

-Ya Ömer! Sana, birisi kötülük etse, ne yaparsın?..

Hz.Ömer (r.a.) Efendimiz de;

-Ey Tanrı’nın Güzel Elçisi! O kişiyi affederim! demiş.

Yüce Peygamberimiz (a.s.v.):

-Bir daha kötülük etse! buyurmuş.

-Yine affederim! demiş.

-Yine kötülük ederse?., diye buyurduğunda;

Hz.Ömer (r.a.) Efendimiz susmuş!

     Aynı sorulan Hz.Ebubekir (r.a.) Efendimize ve hazır olanlara da  sormuş. Onlar da; üçüncü ya da dördüncü sorular yöneltildiğinde susmuşlar.

Daha sonra Hz.Ali (k.v ) Efendimize sormuş. Her sorduğunda, Affederim!” demiş. Yedi kere sormuş, her seferinde de; “Yine affederim, Ya Resûlallah!” diye buyurmuş. Sonra;

      –Ey Yüce Tanrı sevgilisi! Mübarek dilinizin yorulmasını istemiyorum! Bana, bir kişi ne kadar kötülük etse de yine o kişiyi affederim ve Onun kötülüğüne her defasında iyilik ederim! buyurmuşlar.

İşte, bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.v.) neden Hz.Ali’yi (k.v.) en çok sevdiği, inançlı ve mübarek arkadaşlarına açıklanmış.

Ve “Şâh-i Merdan-ı Hodest (Tanrı Erlerinin Başkanı)” unvanını  almış.

Tanrı Eri, nefsine hakim olannefsinin kötü arzularına uymayan, o kötü isteklerle şiddetli mücadele edip,“La ilahe illallah- Allah’tan başka ilah yoktur” Zülfikarı ile, kötü heva heveslerinin (arzularının) başına vuran demektir.

Erlik, Kutsal Ruhun sıfatıdır. Kutsi Ruh, Er’dir (pozitifdir, güçlüdür). Nefsin ve bâtılın önünde eğilmeyecek derecede güçlüdür. Bu nedenle, nefsin kötü arzularına uymayan, kötü arzuları ile mücadele eder.

      Nefsiyle mücadele eden inançlı kadın da erdirİslâm âleminde Fatıma, Ayşe, Rabia Analarımız gibi, nefsinin kötü arzularına uymayan kadınlar, erdir!

     Nefsine gücü yetmeyen erkek de, dişi (negatif)dir.

Erkeklik, saçla sakalla değildir. Nefsine uymayan kadın, nefsine uyan erkekten daha erdir, daha meridir!..

Kötülüğe iyilik etmek. Ulu Tanrı’nın sıfatıdır. O’nun bir güzel adı da; “Afüv-Affedicidir,”

     Bu nedenle, kötülüğe iyilik etmek, Tanrısal bir durumdur. Yine bu nedenledir ki, affetme sıfatı, Tanrı’ya inanan inançlı kişi için en üstün bir niceliktir. Biz kötülük ettikçe. Aziz Tanrımız affeder. Birden aşırı gidip, kendisini artık saymamak ve tanımamak derecesine gelinceye kadar…

      O Ulu Tanrı, öyle büyük, öyle şefkatli, acıyıcı ve affedicidir ki; şefkatli annenin, kötü evladının etrafında dönüp dolandığı gibi, Tanrı da kötü kulunu öyle hep affeder. Zaten annedeki bu “şefkat” ve “affetme” niteliği O çok çok, en çok acıyıcı, Ulular Ulusu Tanrı’dan gelmektedir. (98) Tanrı Kur’an’da;

      – “Hözi’l afve ve’mür bi’l mâruf ve ârid ani’l câhilin • Affı al! İyiliği emret ve bilmeyenlerden uzak dur!”

(A’raf-199). buyurmaktadır.

     Affı al.. Yani onunla sıfatlan, Tanrı Sıfatı ile sıfatlan, buyurmaktadır. Çünkü Tanrı’nın güzel adlarından bir güzel, çok güzel adı da Afüv, Affedicidir”.

Ne güzel Tanrı kelâmı (Sözü) değil mi?.. Affı al!.. İyiliği emret! Cahillerden (bilmezlerden) uzak dur!..” Ne kadar kötü ki cehalet, bilgisizlik! Sanki “Öldürücü” ve “bulaşıcı hastalık” gibi…

Bu nedenle cahillerden, bilmezlerden uzak dur! buyurmaktadır, birtek İlâhımız Allah! Hangi Din acaba bilgi konusuna, bu kadar önem vermiştir?..

Bununla beraber, O daima kötülüğe iyilik eden ve o ne­denle Tanrı Erleri’nin başkanı rütbesini kazanan, Hz.Ali’nin (k.v,) affetme konusunda, bir önemli sözünü bilmek ve unutmamak gerekir.

O Tanrı Velisi (k.v.), bakın ne buyurmaktadır:

    “Kendinize yapılan kötülüğü affediniz. Ancak, Dine (Devlete, vatana ve millete) kötülük edenleri affetmeyiniz!..”

Bu konu da iyice bilinmelidir. Topluma, vatana, dolayısıyla Dine Kötülük ve hıyanet edenleri affetmemek gerekir. Çünkü böyle kişileri affetmek, topluma kötülük etmek olur.

Ama insan, kendi nefsine kötülük edenleri daima affetmeye çalışmalı ve “af ediciler” sınıfına girmeye çaba göstermeli. Tanrı

Erlerinden olmalıdır…

 

Şu kadar ki; herşeyin olduğu gibi, bu konunun da istismar edicileri vardır. Onlara da dikkat etmeli ve ileri giderlerse, kendilerine kötülük edilebileceği zehabını (sezgisini) O istismarcı kişi üzerinde uyarabilmelidir.

Sözümü, Hz.Ayşe Anamızın bir duası, aynı zamanda Ha­dis (Kutsal Peygamber Sözü) ile bitirmek isterim:

      “Ailahım! Sen affedicisin ve affı çok seversin. O halde

beni affeyle! (99)

Antepli Halveti Pirlerinden, Aydi Baba’nın şu duası ne kadar güzeldir:

     “Tövbe ettim MUSTAFA ‘nın aşkına, Sen et muaf!

     MÜRTEZA’nın hürmeti içün neccina minma nehaf!..”

(100)

Tanrı, biz günahkâr ve bunca iyiliğine kötülük eden kullarını “af ismi” ile Yüce Peygamberine (a.s.v.) ve Tanrı Erleri­nin başkanı Hz.Ali (k.v.), en nadir dostu Hz. Ebubekir (r.a.) ve tüm affedici Tanrı Erlerine hürmeten af buyurup, bizi bağışlaya…Ah! Ah!..

     “Bir günah etse kişi, bin gün ah etmek gerek;

     Bin günah ettim ama, bir gün ahım yok benim!..

     Bize lâteknetü’den (101) müjde verdin rahmete Yâ Râb!        

      Şefaatkânını gönder, bu âsi ümmete Yâ Râb!..”

 

(98) Yüce Peygamberimiz buyurur: “Sizden biriniz hastasını koruduğu gibi, Allahu Taala da Mü’min kulunu dünyalıktan korur.” (Tirmizi ve Hâkim)

 (99)    ibn Mâce ve Hâkim’den; Gazali, İhya, C.İ, S.911, Bedir Ya.- İst.

(100)  “Neccina minma nehaf”, korktuğumuzdan emin eyle! Anlamına gelir.

(101) “Lâ taknetü min rahmetillah – Allahın rahmetinden, ümidinizi kesmeyin!” (Zümer-53).