Eğitim ve öğretimde bir sezon daha kapanıyor. Yani hasat mevsimi geldi. Karneler yarın dağıtılacak. Her ne kadar karneler öğrencilere verilecekse de aslında o karneler hepimizin, topyekûn toplumun karneleri olacak. Çünkü ama az ama çok hepimizin payı var alınan o notlarda. O sebeple karnede ki notlar ne olursa olsun, sorumluluğunu tek başına öğrencinin omuzlarına atmamak gerekir. İyi bir karne karşısında ebeveynler ve öğretmenler olarak nasıl ki öğrencinin başarısına, gururuna ortak oluyor isek, kötü karne karşısında da hata ve eksikliklerden pay almalı, başarısızlığın bütün sorumluluğunu öğrencinin üzerine atmamalıyız.

Unutulmamalıdır ki, her parmak izi birbirinden nasıl farklı ise, her insan da özgün bir yaratılışa, kişiliğe sahiptir. Doğuştan, genetik miras olarak getirdiği ile aileden başlayarak dış çevreden aldıklarıyla ya da alamadıklarıyla cemiyetteki yerini alır. Dolayısıyla ferdin, gerek aileden ve gerekse de okuldan, dershaneden ve ya sokaktan aldıkları aslında bütün bu faktörlerin ona verebildiklerinden başkası değildir. Şayet meseleye böyle bakabilirsek, başarı karşısında çocuğumuza gururla, sevinçle açtığımız kollarımızı, başarısızlık karşısında da yüreğimizle, sevgimizle, şefkatimizle açabiliriz. Unutmamalıyız ki, imkânlar ölçüsünde dersin de okulun da telafisi olabilir ama hayatın yok.

Hafta sonu da üniversiteye giriş imtihanları yapılacak. Yıllardır adeta bir yarış atı gibi hazırlanan körpe fidanlarımız, gençlerimiz, geleceklerimiz, belli bir süre içerisinde önlerine konan soruları çözmeye çalışacak. Tabi kaygıları, korkuları, heyecanları el verdiğince ve bilgileri, birikimleri nispetinde bunu yapacaklar.

Bu noktada ebeveynlere çok büyük sorumluluk düşmektedir. Çünkü kaygıların, korkuların, beklentilerin makul ve mantıklı bir seviyeye çekilmesi gerekmektedir. Bunda da en büyük pay ebeveynlerindir. Öncelikle anne, babalar olarak bizler kendi komplekslerimizi, hayallerimizi çocuklarımız üzerinden tatmin etmek düşüncesinden vazgeçeceğiz. Sonuç ne olursa olsun, onları sevdiğimizi ve sevmeye devam edeceğimizi hissettirmemiz, imtihanların hiçbir zaman dünyanın sonu olmadığını, sonuçta herkesin mükemmel olmadığını ve mutlaka birileri kazanırken birilerinin kaybedeceğini; Ancak bütün bunların sorumluluk bilincini, çalışmayı, gayreti ortadan kaldırmadığını da anlatmamız gerekmektedir. Yukarıda da belirttiğim gibi eğitim sürecinin bir şekilde telafisi var ancak insan hayatının telafisi yok. Her insan kendine bahşedilen bir ömrü yaşayacak ve sonra göçecek bu fani dünyadan. Önemli olan geleceğimizin, evlatlarımızın, kendisiyle birlikte kâinatı yoktan var eden, nimet veren Yaratıcısının rızasına nail olabilmesi, ailesine, devletine ve bütün insanlığa faydalı olabilmesidir. Yani eğitim derken sadece pozitif ilime dair bilgileri dikte ettirmekle yetinmemeliyiz. Onun manevi dünyasını da inanç, ahlak ve kültür yönünden imar etmeliyiz. Biyolojiyi öğretirken, “yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevmeyi de” öğretmeliyiz. Sevgi, şefkat ve merhamet tohumları da ekmeliyiz o körpe dimağlara, küçücük yüreklere.

Bu vesile ile eğitim hasadının verimli olması temennisiyle evladım başta olmak üzere üniversite imtihanına gireceklere Allah’ (cc) dan başarı niyaz ediyor, esenlikler diliyorum.

Mehmet YAŞARGÜN

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Osman ALAN 3 gün önce

Harika bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık