Benjamin Butto’nun tuhaf hikayesi filmini izleyenler bilir! Hayatın olağan akışına, alışılmış yaşam biçimine ters bir hikaye! Filmin ana karakteri 90 yaşındaymış gibi doğar! Giderek geriye yani bebekliğine doğru yaşlanır! Herkesin şaşkınlıkla karşıladığı bu tuhaf ve dramatik hikaye izleyicide derin etkiler bırakmış, film dünyada bir çok yerde rekor kırmıştı! İnsanlara garip gelen sıradışı bu hikaye ilginçliği yönünden hayatın bir çok alanına uyarlanabilir!
Adıyaman BENJAMİN BUTTON gibi ilk kurulduğu tarihlere doğru ilerlemeye devam ediyor! Giderek her yönden eskimeye gelişme adına geri vites yapıp arkasına bakmadan bodoslama geriye ilerliyor! Bir çok sebebin bir araya gelip oluşturduğu girdap, hayat adına ne varsa yutup götürüyor! Eskiyor, kirleniyor! En küçük bir hizmet dahi, TANRILAR ÇILDIRMIŞ OLMALI adlı belgeseldeki “ NİXUA”nın kola şişesini gördüğü andaki tepkisini hatırlatıyor! İnsanların hizmet alım hakları o kadar bertaraf edilmiş ki, kimsenin sorgulamadığı, kara yazgının veba gibi beyinleri karantinaya aldığı günlerin esareti altında, tepki vermeyen, her şeye razı sosyolojik travmaları kader diye algılayıp padişahım sen çok yaşa diyen robotlara dönüştürüldü insanlar. Yokluğa ve çaresizliğe mahkum insanlarla dalga geçer gibi fildişi kulelerinden mesaj sallayan her şeye sebep en çok seçilmiş ve ardından gelen atanmışların sorgulanmadığı günlere terk edildik! Liyakatin es geçildiği, ar damarının süslü yalanlarla yama yapıldığı, hala yol, su getirdik edebiyatlarıyla memleketin üstüne kara bulut gibi çöken, sistem kurucularının FİNK attığı bir düzende, insanların tepkisizliği sosyologların incelemesi gereken ironik bir dram!
Kurulduğu tarihten bu yana özellikle ADIYAMAN ve ilçelerin hazin öyküleri “GELİŞMEMENİN SEBEPLERİ “ adlı belgesellere konu olacak cinsten! Seçilenlerin Yeşilay haftaları için kutlama mesajları şöyle dursun, gelen atanmışlarda görev süresi boyunca ziyaret saçmalıklarıyla gününü gün ediyor! DARON ACEMOĞLU “ DAR KORİDOR” adlı iktisat kitabında bölgelerin gelişmişlik kıyaslarına vurgu yapar! Bir il öncelikle gelişmek, üretmek istiyorsa, sosyal hayatın kalitesini arttırmak istiyorsa, seçilmiş ve atanmışların kalitesinden asla taviz vermemelidir. Eğer koridora girip BENJAMİN BUTTON gibi hayata ters şekilde ilerlemek istemiyorsa toplum cihetlerinin ucube denecek oranda cehalet timsallerine verdiği toleransı ortadan kesin şekilde kaldırmalıdır! Ülke yönetmeye talip olmak nasıl ki meşakkatli ise vekil olmak, vali olmak, kaymakam olmak da bu denli basit olmamalıdır! Yoksa koridora girip geliştiğimizi zannederken otuz kırk yıl önce yapılması gerekenleri buna da şükür deyip kabul eden basit HALK YIĞINLARINA dönüşürüz!
Hiç vakit kaybetmeden ambulansa konup acile kaldırılacak Adıyaman’a hekim büyük ihtimalle ŞİZOİD KİŞİLİK BOZUKLUĞU teşhisi koyacaktır! Herkesten, her türlü hizmetten kopuk, içe dönük yaşayan, kıyas yapmayan, kaderine razı ve sindirilmiş yığınlardan öte anlamı olmayan, cehaletin emrine amade köleler olarak yaşama hastalığı! GEORGE ORWELL’in HAYVAN ÇİFTLİĞİ adlı masalımsı romanında kahkaha atan DOMUZ’lar ile bugün sömürü düzenin gizli hırsızları arasında farkın olmaması kemiğe dayanan bıçağın gıcırtılarını andırıyor! Bu kadar tepkisizlik, hayra alamet değil! Hayvanların çiftlik sahiplerine isyanı ile başlayan ve mükemmel işlenmiş romandaki gibi bir kıvılcım şart! Din iman sosu ile kendi beceriksizliklerine kılıf yaratan, türlü yalan ve dolanlarla halkı canından bezdirenlere gereken dersi vermek zorunlu hale gelmiştir. Sistemin şişman sülüklerine dur demenin zamanı çoktan geçti! Sahiplerinin haykırışları haricinde kimseyi takmayan, sadece maaş için seçilen, utanmaz ve arlanmazların, toplum üzerine iri cüsseleriyle çöküp nefes almalarını engellemesi sonucuna yılların verdiği bıkkınlıkta eklenince mermere dönen toplumlar oluştu! Ses yok, tepki yok ne denirse onu yapma var! Güdümlü füzelere çevrilen fanatik İvan Pavlov denekleri de salyalarını akıtıp ORVELL’in domuzlarının koruyuculuğuna soyunuyor!
Adıyaman sırtında kadeh tokuşturup keyf çatan, menfaatleri uğruna cenneti pazarlayan, dış güç, şu, bu deyip hizmetlerin gelmesini dahi engelleyen bulunmaz hint kumaşlarından kurtulmalıdır. BENJAMİN BUTTON fantastik bir hikaye olarak akılda kaldı sadece! Adıyaman gerçeğe dönmek zorundadır! Adıyaman’ı atanan doktorların kaçtığı bir memleket olma hayaline kavuşturan SAYIN ÇOK DEĞERLİ vekillere selam olsun! Kendinize, en çok Adıyaman’a saygınız varsa İSTİFA EDİN! Etmiyorsanız da sizin de Yeşilay haftanız kutlu olsun...
DİPNOT:
Okçunun biri saatlerdir bir av bulma ümidiyle ormanı dolaşıyordu. Derken bir geyiğin izlerine rastladı ve hayvanı izlemeye başladı. Bir Zen ustasının yaşadığı manastırın yakınından geçtiği için uğrayıp üstadın geyiği görüp görmediğini sormaya niyetlendi.
Sorusunu: “Yaa demek geyik avlıyorsunuz?” diye yanıtladı usta. “Söylesenize bir okla kaç geyik vurabilirsiniz?”
“Bir tane …”
“Bir tanecik geyik için bunca zahmete değmez ki.”
“Ne demek istiyorsunuz? Hem okçuluktan ne anlarsınız?”
“Ben de Ok Sanatı icra ediyorum.”
“O zaman siz söyleyin. Bir okla kaç geyik vurabilirsiniz?”
“Tüm sürüyü.”
“İmkânsızdır bu. Yalan söylemek size hiç yakışmıyor doğrusu.”
“Ne biliyorsunuz yalan olduğunu? İnanın bana bunun yolunu biliyorum.”
“Neymiş bu yol?”
“Hiç ıskalamayıncaya kadar oku kendinize atmayı öğrenmelisiniz.”
“İtiraf edeyim ki kendime nişan bile alamam.” dedi şaşıran okçu.
Derler ki bu çözülmez bilmece karşısında aniden aydınlanıp Satori’ye ulaşan avcı, yaşlı rahibin yanında kalarak kendi kalbine nişan almayı öğrenmeye başladı.
Adıyaman neden hep AV! Oku kendimize nişan almanın tam zamanı !